Template
Template Template
Template Wednesday, 19 November 2008 Template

Üye Girişi

Hoşgeldin Ziyaretçi.






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

İstatistikler

Üyeler: 6533
Haberler: 213
Web Bağlantıları: 0

Kimler Online

BiyoWeb Grup

Google Gruplar
BiyoWeb grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
 
Template

Ana Sayfa arrow Makaleler arrow Mikrobiyoloji arrow Probiyotik: Küçük Dünyalar Insanlığın Hizmetinde


Google
 


Probiyotik: Küçük Dünyalar Insanlığın Hizmetinde PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
Yazar biyolog_ugur   
Friday, 25 July 2008

          Insan vücudu çok karmaşık ve hareketli bir mikrobiyal ekosisteme ev sahipliği yapar. Bu mikropların bazıları hastalıklara sebep olabilir. Fakat daha az bilinen ve probiyotik adı verilen hastalıkları önleme potansiyeline sahip bazı mikroplar da vardır. Sağlıklı yaşam sürdürmemize yardımcı olan bu mikrop türlerine duyulan ilgi son yıllarda gittikçe artmaktadır. Bunun sonucu olarak bilimsel ve tıbbi dergilerde probiyotiklerle ilgili çok sayıda araştırma makalesi yayınlanmaya başlamıştır. Gıda endüstrisi de probiyotikleri inceleme konusunda son zamanlarda oldukça aktif durumdadır. Çünkü sindirim sistemi (barsaklar), vücudumuzda en zengin biyoçeşitlilik gösteren bölgelerden biridir. Sindirim sisteminde en az 400 bakteri türünün yaygın olarak bulunduğu bilinmektedir.

          Probiyotiklerin yiyeceklere eklenmeleri, katkı maddesi olarak kullanılmalarının yanı sıra; tıp, diş hekimliği ve veterinerlikte muhtemel kullanım alanları geniş olarak araştırılmaktadır. Bunlar arasında kulak, barsak ve idrar yolları enfeksiyonlarının tedavisi; kandaki kolesterol seviyesinin düşürülmesi; derideki veya cerrahi yara enfeksiyonlarının, diş çürümesinin, hatta bazı kanserlerin önlenmesi konuları sayılabilir.

         Modern probiyotik olgusu yaklaşık yüzyıldır bilinmektedir. Ancak bu konudaki bilimsel araştırmaların sayısı hala çok azdır. Insan beslenmesi üzerindeki etkileri pek bilinmemektedir. Canlı olarak performanslarını ölçme araçları henüz geliştirilme aşamasındadır. 

Probiyotikler Hakkında Bildiklerimiz 

            Yetişkin bir insan vücudunda, 200 değişik tipte 10 trilyon hücre vardır. Fakat bakterilerin sayısı çok daha fazladır. Yeni Zelanda’nın Otago Üniversitesi’nden Gerald Tannock, tipik bir yetişkin vücudunda en az 500 türden 100 trilyon bakteri hücresinin olduğunu söylemektedir. Virüs ve mantarlardan hiç bahsetmiyoruz henüz. Mikrobiyota veya mikroflora adı verilen bu canlıların çoğu vücudumuzla barış ve uyum içinde yaşar. "Bazıları sindirime yardım eder, işgalci patojenlere karşı ilk savunma hattı olarak hareket eder veya bağışıklık sistemimizi antremanlı tutmaya yardımcı olurlar" demektedir Tannock. Mikroptan arındırılmış hayvanlarla yapılan deneyler, ilginç bir şekilde, bu hayvanların sık sık hastalandıklarını göstermiştir. Barsak mikrobiyotasının yokluğu hayvanların bağışıklık sistemlerinin az gelişmesine neden olmakta ve barsak morfolojilerinin bozulmasına yol açabilmektedir. Bu problemler, sonradan probiyotik türlerin deneysel olarak kullanılmasıyla, değişen oranlarda tersine döndürülebilmektedir. Isveç’in Karolinska Enstitüsü’nde Mahnaz Banasaz ve arkadaşlarının yaptıkları deneyler göstermiştir ki, en yaygın araştırılan probiyotiklerden biri olan Lactobacillus rhamnosus GG, mikroptan ari farelerde kolayca yerleşmekte ve barsak morfolojilerini büyük ölçüde değiştirmektedir. Üç gün içerisinde, küçük barsağın yukarı kısımlarındaki hücrelerde mitoz bölünme oranı (hızı) ile barsak duvarını kaplayan villusların sayısı önemli ölçüde artmakta ve bu da çözünebilir yiyeceklerin emilmesine yardımcı olmaktadır. Probiyotikler besi hayvanlarının beslenmelerinde rutin olarak kullanılmakta ve bunların bir kısmının değişik patojenlere karşı insanlarda da kullanılma potansiyeli taşıdığı görülmektedir. 

Probiyotikler Hastalıklara Karşı Direnci Artırıyor

         Tannock, probiyotiklerin hastalıklara karşı direnci artırabileceğini söylemektedir. Örneğin, komensal (ortak yaşam) mikropların, spesifik ve doğal antibodilerin miktarını artırabildiği ve böylece antibiyotik kullanımını azalttıkları iyi bilinmektedir. Probiyotiklerin gelecekte yiyecek alerjilerinin tedavisi, hipertansiyonun düşürül-mesi veya ağızdan alınacak aşılar için vektörler (taşıyıcılar) olarak kullanılmaları mümkündür. Civa zehirlenmelerinde kullanılabilecekleri bile düşünülmektedir. Ayrıca, probiyotiklerin antibiyotik tedavisinden sonra barsak florasının eski durumuna gelmesinde yardımcı olduğu, çocuklarda rotaviral ishal ve gastroenteritis’in süresini azalttığı bildirilmiştir. Vücut içinde yeni bir türün yerleşmesi normalde çok zordur. Yerli türlerin ‘kolonizasyon direnci’ denilen bir mekanizmayla işgalcileri dışarıda tuttukları düşünülmektedir. Antibiyotik ilaçlar, patojenlerden başka pek çok bakteriyi de öldürebilmekte ve sindirim sistemi ekolojisini yeterince tahrip ederek antibi-yotiklere dirençli türlerin yerleşmesine yol açabilmektedir. Bu durum ishalle son bulmaktadır. Dirençli türlerin üstesinden gelebilecek ilaçların üretilme olasılığının az olması nedeniyle, araştırmacılar probiyotiklere yönelmektedir. Finlandiya Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsü şefi Pentti Huovinen ‘Bakterilerin, dünya çapında, antibakteriyel ilaçlara karşı direnç kazanmaları, bakteriyel enfeksiyonlarla mücadelede yeni metotların kullanılmasını gerekli kılmıştır’ demektedir. ‘Zararsız bakterilerin kullanılmasıyla patojenik organizmaların yerlerinden edilmesi demek olan bakteri-yoterapi bir alternatiftir ve enfeksiyonlarla mücadelede ümit vadeden bir yöntemdir.

Dünyada Probiyotik Uygulamaları 

           Isveçli araştırıcılar, orta kulak iltihabının tekrarlamaması için, streptococcus içeren bir burun spreyi kullanmaktadırlar. Bu bakteri, patojenlerin burundan iç kulağa yayılmasını engellemektedir. 

Bir araştırma grubu, probiyotik Lactobacillus fermentum ve potansiyel olarak öldürücü Staphylococcus aureus’u aynı anda farelerdeki ameliyat yaralarına uyguladı ve bunların hastalık yapıcı S. Aureus’a karşı güçlü bir koruyucu etkisi olduğunu gördü. 

          Hollanda’nın Groningen Üniversitesi Hastanesi’nden Rolien Free ve arkadaşları, protez ses kutuları üzerindeki istenmeyen bakteri ve mantarları azaltmak için iki streptococcus türü kullandılar. 

Aynı şekilde; Houston’dan Richard Hull, probiyotik kullanımıyla, omurilik yaralanması olan hastaların mesane enfeksiyonlarında önemli oranda azalma olduğunu buldu. 

           Florida Üniversitesi’nden Jeffrey D. Hillman; bölgesel olarak saldırgan, genetiği değiştirilmiş Streptococcus mu-tans’ı kullanarak fareleri aşılamaktadır. Bu tür, laktik asidi metabolize eden ve dişlerde mine hasarına sebep olan zararlı bakteri çeşidinin yerini almaktadır. Hillman, dişçilerin bir gün çocuklarda rutin temizleme işleminde probiyotik spreyler kullanacaklarını düşünmektedir. 

         Atlanta’daki Emory Üniversitesi’nden Andrew S. Neish ve arkadaşları, ağızdan alınan probiyotiklerin barsaklarda şişkinlik rahatsızlıklarını tedavide kullanılabileceğini düşündüler. Bu yayına eşlik eden bir editöryel yazıda, Boston’daki Massachusetts General Hospital’dan Ramnik J. Xavier ve Daniel K. Podolsky, probiyotik tedavinin ateşli bağırsak rahatsızlıklarının tedavisinde başarılı olarak kullanılmaya başlandığını bildirdiler.

           Buenos Aires Üniversitesi’nden David Gaon ve arkadaşları, genellikle bazı anatomik bozukluklara ve kısmi ince bağırsak engellemelerine eşlik eden aşırı bakteri çoğalmasıyla bağlantılı kronik ishalin tedavisinde bazı lactobacillusların etkin olduğuna dair kanıtlar buldular. 

          Probiyotikler Japonya’da kendilerine iyi bir yer edinmiş durumdadır. Yüzlerce firma probiyotik ürünler üretmekte; gittikçe artan bir oranda Avrupa’da ve Amerika’da satmaktadırlar. Yiyecek firmaları, barsaklarda spesifik commensal bakterilerin çoğalmalarını sağlamak için, probiyotik olarak bilinen kimyasal bileşikler geliştirmektedir. Ingiltere’deki Reading Üniversitesi’nden Glenn Gibson, ‘Bu bileşikler genellikle normal bir diyetin bir parçasıdır ve temel olarak pırasa, soğan ve sarmısakta bulunan inulin gibi sindirilmeyen şekerlerdir.’ demektedir. "Yenilebilir mikrop" kavramı zaten çok uzun zamandır kullanılmaktadır ve tüketiciler tarafından kabul edilmiş durumdadır. Örneğin süt ürünlerinden yoğurt. Yoğurt, yapısını canlı Lactobacillus bakterisi kültürlerine borçludur; şimdilerde ise yoğurtlar bifidobacteria gibi probiyotik türler içermektedir. Ironik bir şekilde, laktobasillusların yoğurtta yaygın olarak kullanılmalarının nedeni bir yanlış algılama olabilir: Tannock, ‘çünkü sindirim borusunda sayısal açıdan baskın değildirler ve insan deneklerin yaklaşık %25’inin mikrofloralarında bulunmazlar’ demektedir.

           Bifidobakteriler yaygındır, ancak Tannock ‘barsak kökenli türler kullanılsa bile, yetişkinlerin sindirim borusunun probiyotik kolonizasyonunu sağlamak zor olabilir’ demektedir. Orada yerleşmiş olan mikroflora sonradan gelen çeşide karşı, tıpkı ekosisteme giren bir patojene karşı olduğu gibi, savunma yapacaktır. Bugüne kadar yayınlanan çalışmalardan, probiyotiklerin sindirim sisteminde kalıcı hale gelmesi için, büyük miktarda mikrop hücresinin günlük olarak tüketilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Tabii ki bu tekrar ihtiyacı, gıda üreticileri için büyük bir cezbedici unsurdur. Gibson, ‘yakında probiyotiklerin peynirden dondurmaya ve hatta salam gibi bazı hazır et ürünlerine katıldığını görmemiz ihtimal dahilindedir’ demektedir. Örneğin, biberonla beslenen bebeklerde belirli bazı barsak mikroplarının çoğalmasını sağlamaya dönük probiyotik katkı maddelerinin, iki sene içinde bebek sütü formüllerinde yer alacağı öngörülmektedir. Bu teklifin arkasındaki düşünce şudur: Anne sütüyle beslenen bebeklerin, annelerinden gelen bifidobakteriler ile hızlı bir şekilde barsak hastalıklarına karşı çifte direnç kazandıkları görülmektedir. Anne sütündeki bifidus faktörü nedeniyle bifidobakterilerin seçici olarak çoğalması sağlanır. Böylesi bebekler hayata daha iyi bir başlangıç yapıyor gibi görünüyorlar. Bunların sindirim sistemlerinin sezeryanla doğan çocuklarınkinden daha hızlı kolonize edildiği ve biberonla beslenen bebeklerden daha az gastrointestinal enfeksiyon geçirdikleri konusunda kanıtlar vardır. Sağlıklı bebeklerin barsak ekosisteminde yararlı mikrobiyota çok büyük oranda baskın durumdadır. Sütten kesme sürecinde bifidobakteriler barsak habitatını ele geçirmekte ve asiditesini değiştirerek potansiyel açıdan zararlı olan türlere uygunsuz hale getirmektedirler. Ilginç bir şekilde Reid’in grubu gelecekte yeni doğan bebeklerin probiyotiklerle aşılanmaları ihtimalinden bahsetmektedir. Çünkü oturmuş bir ekosisteme yeni organizmanın yapay olarak girişi zordur. Bu sayede çocuk, bir daha harici probiyotik alınmasına gerek bırakmayacak şekilde hayatı boyunca korunma kazanabilecektir.

Yazar: Bahtiyar Çobanoğlu

ekoloji Magazin Dergisi 13. Sayı (Ocak-Mart 2007)

 Alıntının Yapıldığı Web Adresi:http://www.biyoturk.org/index.php/Makaleler/Probiyotik-Kucuk-Dunyalar-Insanligin-Hizmetinde.html  

 

Yorumlar
Yeni Ekle Ara
+/-
Yorum yaz
Ad
E-posta:
 
Web Sayfas1:
Ba
UBB Kodu:
[b] [i] [u] [url] [quote] [code] [img] 
 
 
:angry::0:confused::cheer:B):evil::silly::dry::lol::kiss::D:pinch:
:(:shock::X:side::):P:unsure::woohoo::huh::whistle:;):s
:!::?::idea::arrow:
 

3.26 Copyright (C) 2008 Compojoom.com / Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved."

 
< Önceki   Sonraki >

Template
Template Template Template
 

Anket

Evrim teorisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
 

Yeni Dosyalar

Date iconJun.22

Mikrobiyoloji sözcüğü mikros, bios ve logos kelimelerinin birleşmesinden meydana g...

Date iconJun.21

Enzim nedir? Enzimlerin sınıflandırılması, Enzim reaksiyonlarını etkileyen faktörler, Enziml...

Date iconJun.17

aminoasit nedir? R grubu, aminoasitlerin sınıflandırılması, izolösin in stereoizomerisi, am...

Date iconJun.17

Amaçlar:Bakterilerin şekillerini, Bakterilerin yapıları ve fonksiyonlarını, Bakterilerde b...

Date iconJun.17

Enzim nedir? Temel enzim Fonksiyonları, Enzim terminolojisi, Enzimlerin sınıflandırılmasıEnzimler...

Google Scholar

Google Scholar

Arkadaşına Öner

 25 Mesaj Kaldı
Arkadaşlarınız

Reklamlar

Template Template