Template
Template Template
Template Wednesday, 03 December 2008 Template

Üye Girişi

Hoşgeldin Ziyaretçi.






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

İstatistikler

Üyeler: 6644
Haberler: 234
Web Bağlantıları: 0

Kimler Online

Şuanda 1 misafir bağlı

BiyoWeb Grup

Google Gruplar
BiyoWeb grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
 
Template

Ana Sayfa arrow Makaleler arrow Genel arrow Yok Oluş Hiç Bu Kadar Hızlı Olmamıştı


Google
 


Yok Oluş Hiç Bu Kadar Hızlı Olmamıştı PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
Yazar biyolog_ugur   
Saturday, 02 August 2008

http://www.meteo.gov.tr/2006/eglence/files/karikatur_1/kuraklik_02.jpgBozburun`un zirveleri beyaz örtüsüne kavuşmuş, sonbaharın gelişi derelerin keyfini az da olsa yerine getirmişti. Antalya`ya barışık kış güneşi insanın içini ısıtmaya yetiyor, hatta araç içinde bunaltıyordu. Köprülü Kanyon Milli Parkı`nda yapmış olduğumuz bir envanterleme çalışması yolumuzu buralara düşürmüştü. Dağın eteklerinde Pınargözü köyüne 1 km kala aracı durdurup etrafı araştırmaya başladık. Ortamın mistik kokusu bize hiç de yabancı olmadığımız bir dostu hatırlatıyordu. Vadiye inince tahminlerimizin doğru olduğunu anladık. Bir zamanlar çok geniş alanlara yayılan, nice çetrefilli yolda hayatta kalmayı başaran yorgun savaşçıydı o. Birçoğumuzun adına aşikâr olduğu günlük, sığla, amber ya da bilimsel adıyla Liquidambar orientalis Mill olarak bilinen en önemli endemik bitkilerimizden biri, belki de en önemlisi. Biraz yaklaşınca dostumuzun keyfinin hiç de yerinde olmadığını gördük. Zamanı olmamasına rağmen yaprakları kahverengileşmiş, birçoğunun ise dal uçları kurumuştu. Önce sorunu anlamaya çalıştık; zira az da olsa ekolojileri hakkında bir bilgiye sahiptik. Sığla ağaçları yetiştikleri ortam itibarıyla taban suyu fazla, vadilerin kapandığı nisbi nem durumu yüksek, alüvyonlu topraklarda 150 ila 800 m yüksekliğe kadar iyi gelişim göstermektedirler. Buradaki bitki topluluğu, vadinin genişleyen, oldukça açık kesiminde yayılış gösteriyordu. Bu iyi bildiğimiz Çine(Aydın)`deki bitki topluluğuyla zıtlık gösteriyordu. Fakat ortam neminin nisbeten fazla olması ve yükseklik, ona buralarda yaşama olanağı sağlamıştı. O zaman kurumanın nedeni ne olabilirdi? Araştırmamızı tamamlayıp kafamızdaki sorulara bir cevap bulma ümidiyle Pınargözü`ne doğru yola çıktık. Pınargözü`ne ulaştığımızda halk, işlerinin büyük kısmını bitirmiş, keyifle kahvehanelerde sohbet ediyordu. Aradığımız, sığla hakkında bilgi alabileceğimiz hatırı sayılır oranda yaşlı köylülerin de olduğu, tam böyle bir ortamdı. Böylece bitkinin geçmişi hakkında da ilk ağızdan bilgi sahibi olabilecektik. Biraz sohbetten sonra durum açıklığa kavuştu. Yaklaşık 15 yıl kadar önce Pınargözü`ne adını veren ana kaynaklardan biri kapatılarak Gebiz (Antalya)` e içme suyu olarak taşınmış. Suyun azalmasına paralel olarak vadinin en üst kısmındaki bitki topluluğunda kurumalar baş göstermiş. Pınargözü`ndeki bitki topluluğu, Pınargözü ile Sinni suyu köprüsü arasında kalan Pınargözü deresi (Çığırgan suyu) üzerinde kuş uçuşu 11 km’lik alanda kesikli alanlar halinde varlık gösteriyor. Dereye, alt kısımlara doğru birçok küçük kaynak katılıyor. Bunlardan en önemlileri Pamucak deresi ve Kısık deresi. Bu bağlantılarla su seviyesindeki artış paralelinde aşağı bitki topluluklarında suya bağlı bir sorun yok. Ayrıca bu kesimde gerek vadinin daha derin, gerekse örtü durumunun yüksek oluşu bitkiler açısından lokal sığınma alanları oluşturmuş. Bu kesimdeki ağaçlar yapraklarını hala dökmemiş, dallarındaysa kurumayla ilgili bir problem görülmüyor. Yani buradaki ağaçlar insanın dolaylı etkisinden kurtulabilmişler; fakat bu sefer de yıllarca gövdelerine inen balta darbesinin şiddetinin artışından yakınır olmuşlardı. Zararın boyutları öyle artmıştı ki Hacıosmanlar köyü sakinlerinin anlattıkları, durumun vahametini gözler önüne seriyordu. "Beyim nasıl kesileceğini kime anlatacan, ben gidiyom bi parça alıyom öteki gidiyo kenardan başka bi parça alıyo böylece yaralar büyüyo. Hadi biz biraz daha dikkat edelim de Antalya`dan da gelip bunları kesiyorlar onlara nasıl anlatacan". Arazi çalışmalarımız serzenişin boyutlarını gözler önüne sermeye yetiyordu. Yeri gelmişken sığla yağı antiseptik, yara iyileştirici, parazitlere karşı (bilhassa uyuz böceğine karşı) ve balgam söktürücü etkilere sahiptir. Ayrıca dahilen de bel soğukluğunu iyileştirici olarak kullanılır. Yine köylülerden alınan bilgilere göre çıbanların tedavisinde kullanıldığı belirtilmektedir. Bu yağın elde edilmesi için gövdeler nisan başı yaralanır ve temmuz ayından itibaren özel bıçaklar yardımıyla kazınarak balsam ve kabuklar alınır. Bunlar 10-30 dakika kaynar suda tutulur ve balsam kabuklardan ayrılır. Kalan kabuklara `günlük` ismi verilir. Ağaçların kapladığı alan 1947 yılından 1991 yılına kadar geçen süre içinde yaklaşık 6 kat azalmış, aynı paralelde sığla yağının üretimi de 181.279 kg`dan 1.000 kg`lara kadar düşmüştür. Bitkilerin bölgedeki kullanımı, yağ elde edilmesiden çok, düğün ve ölüm gibi özel günlerde ortama mistik bir koku vermek amacıyla, yongaların yakılması şeklindedir. Bunun için hemen hemen her evde bir parça kabuk bulunmaktadır. Bu ve benzer nitelikteki bitkiler, yaralanma sonucunda su kaybını önler ve dışarıdan gelecek zararlılara karşı yaraları salgılarla kapatılır. Ancak görülen o ki düzensiz ve aşırı yaralamalar neticesinde birçok bitki kendini toparlayamamış, çürümeyle devrilmiş durumdadır. Bir diğer gözlem de bu salgılar üzerinde olmaması gereken mantarların bulunmasıdır (bu mantar hifleri labaratuvar ortamında kültüre alınmış ve sonucunda Aspergillus fumigatus tesbit edilmiştir). Bu tesbit muhtemelen çürümeyi hızlandırarak gövdelerin ağaçları taşıyamaması ile son bulmaktadır. Liquidambar`ın dünya üzerinde 5 türü bilinmektedir. Bitkinin ülkemizdeki doğal yayılış alanı daha çok Güneybatı Anadolu`da Muğla, Marmaris, Datça, Yatağan, Milas, Aydın, Çine, Köyceğiz, Dalaman ve Fethiye, daha iç kısımlarda Denizli, Burdur-Bucak ve Isparta-Sütcüler ile güneyde Antalya-Gebiz ile lokalize olmuştur. Rodos adasında da rastlandığı Rechinger`in Ege Florası adlı eserinde belirtilmektedir. Bu lokalitelerden Isparta Sütcüler sığla ormanı 27.07.1987 tarihinde `Tabiatı Koruma Alanı` olarak ilan edilmiştir. Yine Marmaris Milli Park`ında bulunan sığla ormanları koruma altındadır. Ayrıca Muğla ve çevresi, Muğla Orman Bölge Müdürlüğü tarafından koruma altına alınmıştır (1999). En azından belirli alanların koruma altında olması ülkemiz genetik rezervinin korunması açısından oldukça önemlidir. Konuya hassasiyetimiz, kanayan başka bir yaranın, yakında kangrene dönmesiyle diğer bir bitki topluluğunu da tamamen ortadan kaldıracak oluşunadır. Şöyle ki: Bitkinin ülkemizdeki yayılışının en kuzeybatı ucunu oluşturan Çine çayı üzerindeki 3 km`lik bir alanı kapsayan saf sığla topluluklarını da barındıran alan, bütün güzellikleri ile Çine baraj gölü altında kalacaktır. Aydın`a karayolu ile yeni yoldan 75 km, kuş uçuşu yaklaşık 35 km mesafede bulunan bu bitki topluluğu, riverin topluluklarının bütün güzelliklerini gözler önüne serer. Özellikle sonbaharın gelişi ile ünlü ressamların en nadide eserlerini kıskandıracak nitelikte sarıdan kırmızıya bir renk cümbüşü oluşturur. Yakın zamanda ülkemizden kaydı verilen ve Asya kıtasından ilk defa toplanan bir karayosunu (Orthotrichum sprucei Mont.) baraj ile birlikte yok olacaktır. Üzerine ekolojik bir çalışma dahilinde periyodik olarak bu alanı ziyaret etmemiz bize ağaçları bütün bir mevsim izleme olanağını sundu. Bu ziyaretler bizi o kadar derinden etkiledi ki yakında ortadan kalkacak olan bu yer, bizde, insanın çok yakın bir dostunun kanserden öleceğini bilmesi, dostunsa hiçbir şeyden habersiz bütün gücüyle yaşama sarılışını izlemek gibi bir etki yaptı. Nedendir bilinmez önce yıkar sonra kurtarmak için daha fazla emek ve para harcarız. Burada amacımız, kesinlikle küçük sularda fırtınalar kopartmak değildir. Tepkisiz beyinlere birkaç küçük kıvılcım çakmaktır. Bunun yanında bu bitkiler Pınargözü deresinin aşağı kısımlarında ve bağlantılı diğer küçük derelerde yaşama olanağı bulmuşlardır. Çine`deki alan ortadan kalkacaktır ama bitkinin Aydın dağlarının eteklerine sıçramış olması sevindiricidir. Gerekli olan barajlar yapılmalıdır, yapılacaktır. İnsanlar susuz kalmayacaktır. Bir insan hayatı her şeyden önemlidir. Ama bunları yaparken yıkıcı olmamak, biraz daha duyarlı, biraz daha bilinçli hareket etmek gerekliliği akıldan çıkartılmamalıdır. Yakın gelecekte dünyada yaşanacak olası su savaşları senaryolarında hep başrollerde kendine yer verilen ülkemizde, daha nice güzellikleri kaybetmemek ümidiyle... Not: Çalışmalarımızı destekleyen GEF II Doğal Hayatı Koruma proje Müdürlüğü ve Özellikle de Orman Mühendisi Güray ÇAYIR` a sonsuz teşekkürlerimizi bir borç biliriz. kaynak : ekoloji Magazin Dergisi

» Henüz yorum yazılmadı
» Yorum Yaz
Sadece kayıtlı üyeler yorum yazabilir.
Lütfen giriş yapınız veya üye olunuz.
 
< Önceki   Sonraki >

Template
Template Template Template
 

Anket

Evrim teorisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
 

Yeni Dosyalar

Date iconDec.03

Date iconJun.22

Mikrobiyoloji sözcüğü mikros, bios ve logos kelimelerinin birleşmesinden meydana g...

Date iconJun.21

Enzim nedir? Enzimlerin sınıflandırılması, Enzim reaksiyonlarını etkileyen faktörler, Enziml...

Date iconJun.17

aminoasit nedir? R grubu, aminoasitlerin sınıflandırılması, izolösin in stereoizomerisi, am...

Date iconJun.17

Amaçlar:Bakterilerin şekillerini, Bakterilerin yapıları ve fonksiyonlarını, Bakterilerde b...

Google Scholar

Google Scholar

Arkadaşına Öner

 25 Mesaj Kaldı
Arkadaşlarınız
Template Template