Template
Template Template
Template Saturday, 05 July 2008 Template

Üye Girişi

Hoşgeldin Ziyaretçi.






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

İstatistikler

Üyeler: 5867
Haberler: 109
Web Bağlantıları: 0

Kimler Online

Şuanda 1 misafir bağlı

BiyoWeb Grup

Google Gruplar
BiyoWeb grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
 
Template





Gen Bencildir PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Yazar Umut Şeflek   
Monday, 09 June 2008
Yazı Index
Gen Bencildir
Sayfa 2

 

Richard Dawkins, 1976'da yayımlanan "gen Bencildir" adlı kitabında evrimin itici gücünün genler olduğunu açıkladı. Bencil gen kavramı, bilim dünyasında yanlış anlamalara ve karmaşaya yol açtı. Güçlü, ama yanlış anlaşılmaya yol açabilecek bir metafor. Bencil genler kavramının gelişimini inceliyoruz...

1976 yılında Oxford Üniversitesi'nden genç bir öğretim üyesi, insanların gerçek doğası ile ilgili rahatsız edici iddialar ortaya attı. "Bizler, hayatını sürdürmeye çalışan makineleriz" diyordu, "gen denilen bencil molekülleri korumaya programlanmış robotlardan farkımız yok."

Son yüzyılın en ünlü bilim kitaplarından birinin önsözünde yer alan bu sarsıcı cümle, yazarını uluslararası üne kavuşturdu. Richard Dawkins, şu sırada Oxford Üniversitesi'nde profesör ve muhtemelen Darwin'in evrim kuramının en etkili savunucusu.

Bu çarpıcı iddianın ortaya atıldığı kitap "gen Bencildir", ilginç ismi sayesinde yüksek satış rakamlarına ulaştı. Ancak, bu isim aynı zamanda büyük yanlış anlamalara da yol açtı. Pek çok kişi, Dawkins'in keşfinin, insanlar dahil bütün canlıların sadece kendi hayatını düşünen ve hayatlarına devam etmek için, taşıyıcılarını kurban etmek dahil her şeyi yapabilecek, "bencil genler" tarafından kontrol edildiğini açıklayan bir kuram olduğunu düşünüyordu.

Oysa gerçek daha farklı. "gen Bencildir", evrimi en iyi şekilde anlamak için, genlerin bencil varlıklar gibi düşünülmesi gerektiğini iddia eden bir kitap. Dawkins, ne genlerin gerçekten bencil olduğunu ve bilinçli hareket ettiğini söylüyordu; ne de evrimi destekleyen kanıtlar bulduğunu iddia ediyordu.

İnsanların bencil genlerinin isteklerine karşı koyamayacak kadar güçsüz varlıklar oldukları ise, anlatmak istediği en son şeydi. Gerçekte Dawkins, evrime genleri temel alan bir bakış açısıyla yaklaşma fikrini daha geniş kitlelere tanıtmak istiyordu. Bunu yaparken, bilim dünyasındaki en güçlü, ama yanlış anlaşılmaya uygun metaforu ortaya koydu.

"Bencil gen", Darwin dahil pek çok evrimciyi uğraştıran bir sorunun çözümü yolunda bir girişim aslında. Darwin, "Türlerin Köken"i (1859) başlıklı en ünlü kitabında, varlığın devamı için yapılan mücadelenin, sadece en dayanıklı canlıların geçebileceği bir "filtre" görevi gördüğünü söylüyordu. Bu canlılar, hayatı sürdürmeye elverişli özelliklere sahip nesiller ürettiklerinden, evrim devam ediyordu.

Ancak, Darwin evrimin acımasız kuralına meydan okuyan canlıların varlığından haberdardı. Bu canlıların, yavrulayacak kadar uzun süre yaşama şanslarını azaltan "cesaret" gibi özellikleri vardı. Peki bu özellik neden varlığını sürdürüyordu? Örneğin neden kuşlar, saldırı olasılığını artırsa da tehlike anında yüksek sesle ötüyorlardı ya da arılar neden yuvalarını korumak için kendilerini feda ediyorlardı?

1871 tarihli "İnsanın Kökeni" adlı kitabında Darwin, evrimin bireyler değil gruplar düzeyinde işleyen bir süreç olduğu fikrini ortaya koydu. Bu durumda, yukarıda sözü edilen "cesaret", bireyin değil türün hayat mücadelesinde rol oynayan bir özellikti.

İlerleyen yıllarda, Darwin'in "grup seleksiyonu" düşüncesi bir hayli popüler hale geldi. 1960'lı yıllarda, İskoç doğabilimci Vero Wynn-Edwards, grup seleksiyonu fikrinin, nüfusu çok fazla arttığında, ekin kargasının üremeyi durdurmasını açıkladığını söyledi. Bu davranış, genetik anlamda, tek bir karga için çok anlamsızken, tüm grubun hayatta kalması için gerekli görülüyordu.

Bu düşünce, herkesi ikna edemedi: Grup seleksiyonunu eleştirenler, çiftleşmenin durmasını, yeterli beslenemeyen kargaların çok sayıda yumurta bırakamamalarına bağlıyordu. 1960'lı yılların ortasında grup seleksiyonu yeni kuşak biyologlar tarafından eleştirilmeye başladı. Bu biyologlar, böyle davranışların ve evrimin, yaşamın en temel birimi, yani genler temel alınarak düşünülmesi gerektiğinde ısrar ediyorlardı.

Darwin'in evrim kuramını oluşturduğu dönemde, genler hakkında ciddi kanıtlar yoktu. Bu konudaki ilk kanıtlar 1866 yılında, bitkilerle deney yapan Avusturyalı keşiş Gregor Mendel tarafından ortaya kondu. Darwin'in kuramı için hayati önemi bulunmasına rağmen, Mendel'in çalışması ölümünden uzun bir süre sonrasına kadar görmezden gelindi. 1960'lı yılların başında DNA yapısı keşfedildiğinde, genler biyolojide ilgi odağı haline geldi.

Genlerin evrimdeki rolüyle ilgilenen etologlar (hayvan davranışlarını inceleyen bilim insanları), genleri uzun yıllardır süren gizemin yanıtı olarak gördüler: Genler, "doğal seleksiyon"un ne şekilde işlediğini aydınlatabilirdi... Yanıt, koşullara göre değişkenlik gösteriyordu; bazen bireyler, bazen de hayvan grupları, bazen de bir türün tamamı etkili oluyordu. Wynn Edwards'ı eleştirenlerin de işaret ettiği gibi, eldeki kanıtlar pek inandırıcı değildi.

Her şey karmakarışıktı; biraz düzen için sorulara tek bir yanıt bulunması gerekliydi... Genler, evrimin ana etmeni olmak için güçlü adaylardı. Ancak, zamanında Darwin'i de meşgul eden büyük bir sorun vardı: canlıların özverili davranışları. Genler, gerçekten doğal seleksiyonun gerçek odağı olarak kabul edilirlerse, bir sonraki nesle aktarılmalarını engelleyecek davranışları açıklamak zorlaşıyordu.

1964 yılında, Oxford Üniversitesi'nden kuramcı William Hamilton'un yazdığı bir makale ile bu alanda önemli bir gelişme yaşandı. Hamilton, öğrenciliği sırasında okuduğu bir makaleden yola çıkmıştı. Bu makalede, genetikçi JBS Haldane, şakayla karışık, iki kardeşi ve sekiz kuzeni için kendi hayatını feda edebileceğini söylüyordu. Şakanın gerisinde bir genetik gerçek vardı: Kardeşler, ebeveynlerinin genlerinin kopyasını taşırlar. Dolayısıyla, kardeşlerden biri, diğer ikisinin hayatı için kendini feda ederse, gen takımlarından yalnız biri kaybolurken diğer ikisi korunur. Genlerin bakış açısına göre, bu durum hepsinin birden yok olmasından daha iyi. Bu hesaba kuzenler de dahil edilirse, onlar uzak akrabalar olduklarından, daha çok hayatın kurtarılması gerekli.

Bir anda özverili davranışlar sonucu genlerin aktarılması bulmaca olmaktan çıktı. Bireyin ölümü, daha fazla sayıda gen takımının devamını sağladığından, özveri anlamlı hale geldi. Hamilton, bu fikirle ilgili araştırmaları, hayvanlar dünyasından seçilmiş örnekler yerine, matematiksel ayrıntılarda yaptı. Genlerde fedakârlık hakkındaki kuramı kanıtlamayı başardı. Bu kuram, kendilerini kurban eden genlerin nasıl yaygınlaştığını gösteriyordu. Yaygınlaşma, kurtarılan hayat sayısına, akrabalığın yakınlık derecesine ve özverinin bedeline bağlı olarak değişiyordu.

Hamilton, böylece, özverinin genetik anlamda "akrabalık seleksiyonu" ile açıklanabileceğini gösterdi. Darwin'in bulmacası da çözülmüştü. Hamilton'un çalışması, "Türlerin Kökeni"nin ardından evrim kuramındaki en büyük buluş olarak kabul gördü.

Ancak o yıllarda, grup seleksiyonu düşüncesi hâlâ etkiliydi ve Hamilton, kendi düşüncelerini kabul ettirmekte zorluklarla karşılaşıyordu. 1966 yılında, Amerikalı evrim biyoloğu George C. Williams'ın "Uyum ve Doğal Seleksiyon" adlı kitabı yayımlaması dönüm noktası oldu. Bu çalışma sayesinde, grup seleksiyonuna ilişkin karmaşık veriler aydınlığa kavuştu. Williams, grup seleksiyonunun evrim üzerinde çok küçük bir etkisi olduğunu gösterdi. Ona göre, evrimi anlamanın en iyi yolu, mümkün olan en düşük seviyede, yani genler düzeyinde düşünmekten geçiyordu.

Oxford Üniversitesi zooloji bölümü mezunu Richard Dawkins, Hamilton ve Willimas'ın çalışmalarından etkilenenler arasındaydı. Genler düzeyinde çalışmanın, gücü ve inceliğinden etkilenen Dawkins, bu düşünceyi daha geniş bir kitleye tanıtma ihtiyacı duydu. Bunu yapmak için, esrarengiz örneklerle matematiği bir araya getirip insanlara sunmanın bir yolunu bulması gerekiyordu. Bir metafora ihtiyacı vardı, bu noktada yardımına "bencil gen" düşüncesi yetişti...

"Bencil gen" metaforu, edebi bir araç olarak çok parlak bir fikirdi. "gen" gibi soyut bir kavramı, bedenlerimizde gizlice dolaşıp kendi geleceğini garantiye almaya çalışan varlıklar halinde sunuyordu. Dawkins, bu metaforu balıkların intiharından, babunların cesaretine uzanan geniş bir yelpazedeki canlı davranışlarının açıklanmasında kulandı.

Dawkins'e göre yalnızca bir tür, bütünüyle "bencil gen"ler tarafından yönetilmiyordu: insanlar... Milyarlarca yıllık evrimden sonra, bencil genler kendilerine karşı koyabilecek bilince sahip bir canlı oluşturmuşlardı.

İnsan davranışlarını genlerle açıklama girişimleri, işte bu yüzden hatalıydı. Başka bir etken daha gerekliydi. Dawkins bu etkenin, insan topluluklarını şekillendiren inanç, gelenek ve ahlak birikimi, yani "kültür" olduğunu söylüyordu. Dawkins, pek çok bilim insanının yanında, 1970'li yılların başında "gen-kültür ortak evrimi" kavramını ortaya koyan İtalyan genetikçi Luigi Cavalli-Sforza'dan etkilenmişti.

Bu düşünceye göre, dünyanın bir bölgesinde mandıracılığın gelişimi gibi bir kültürel değişiklik, sütün içindeki laktozun sindirimi için ihtiyaç duyulan genlerin kalıcılığını etkiliyordu.


 
< Önceki   Sonraki >


Template
Template Template Template
 

Anket

Evrim teorisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
 

Yeni Dosyalar

FileMikrobiyoloji
FileEnzimler
FileAminoasitler
FileBakterilerin Yapı ve Fizyolojileri
FileEnzimler
FileAnnelida ( Halkalı Solucanlar )
FileAnnelida'nın Sınıflandırılması
FileBakteriler
FileBalıkların Genel Özellikleri
FileArthropoda ( Eklembacaklılar )

Google Scholar

Google Scholar

Arkadaşına Öner

 25 Mesaj Kaldı
Arkadaşlarınız
Template
Powered by  MyPagerank.Net
Template