BiyoWeb - Biyoloji Forumu
Duyurular: 27-30 Ağustos 2008 tarihleri arasında GAziantep Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi'nde
XV. Ulusal Biyoloji Öğrenci Kongresi gerçekleştirilecektir.
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Ağustos 09, 2008, 12:45:52 ÖÖ


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yaşam Patentlenemez  (Okunma Sayısı 408 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
peri
Editör
Full BiyoWeb
****

Teşekkür 66
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 102


Çukurova Üniversitesi


Üyelik Bilgileri
« : Kasım 27, 2006, 11:25:27 ÖS »

Uzunca bir zamandır sofralarımızı, sağlığımızı, geleceğimizi tehdit eden bir hayalet dolaşıyor etrafta. Çok uluslu şirketlerin, gözü doymaz girişimcilerin başımıza sardığı bu belanın adı: Genetiği değiştirilmiş organizmalar; kısa adıyla GDO.

GDO, uluslararası literatürde kısaltılmış şekliyle "GM" veya "GMO" olarak geçen "Genetically Modified Organism"in Türkçe karşılığı.

Daha az alandan daha çok verim elde etme, çiftçinin gelirinin katlanarak artması, bu sayede ülke ekonomisinin gelişmesi, refah düzeyinin artışı, tarımın endüstrileşmesi gibi hedefler gösterildi önce. Ülke çiftçisi ve onu bilinçlendirecek tarım teşkilatlarına bu yüce hedeflere, bu güzel yarınlara ulaşılması için toprağın sentetik kimyasal gübrelerle beslenmesi, zararlı otların, böceklerin, mikropların ilaçlarla yok edilmesi gerektiği bilinci yerleştirildi. Bu bilinç yerleştirildikten sonra ulusal ve uluslararası gübre fabrikaları, ecza endüstrisi dev büyümeler gösterdi, ilacı daha güzel püskürten, gübreyi daha iyi atan, toprağı daha kuvvetli ve hızlı işleyen makina teknolojileri geliştirildi. Suni gübreye alışan bitki daha çok gübre istedi, ilaca dayanıklılık kazanan böcekleri öldürebilmek için daha kuvvetli zehirler gerekti... Gıda endüstrisi büyümeye başlamıştı, daha fazla ürün elde etmek için, standart çeşitlerin verimleri az bulunup hibrit tohumlar geliştirildi... Artık karşımızda gübreciler, ilaççılar, tohumcular imparatorluğu vardı. İmparatorluk, dünyanın dört bir yanına saldırdı, en bakir topraklara girdi. Toprağın efendisi olan çiftçi daha ne olduğunu anlayamadan küresel imparatorluğun kölesi haline gelmişti. Uluslararası devler, insanlık tarihinin en büyük buluşlarından olan atomu, nasıl insanların aleyhinde kullandılarsa, genetik biliminin keşiflerini de insanlığa hizmet etmek bahanesiyle kâr aracına dönüştürdüler... ve bomba, bu sefer GDO adıyla, bir kez daha insanlığın tepesinde patladı.

1. Biyolojik "zenginlik"


GDO'yla ilgili en önemli kaygılardan biri; aktarılmış genlerin doğal bitki türüne atlayarak, bulundukları çevredeki doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına neden olmaları, yabani türlerin doğal yapılarında sapmalara neden olmaları, ekosistemdeki tür dağılımını ve dengeleri bozmaları.

Türkiye'de GDO konusunda en fazla dikkat edilmesi gereken konulardan biri bu. Türkiye, biyolojik zenginlik bakımından çok şanslı bir ülke: Biyolog Aykut Kence'nin koordine ettiği Türkiye'nin Biyolojik Zenginlikleri adlı envanter çalışmasına göre; ülkemizde 120 memeli türü, 413 kuş türü, 93 sürüngen türü, kurbağagillerden 18 tür, 276 deniz balığı türü, 192 içsular balığı türü bulunuyor. Bunların yanısıra 60-80 bin kadar böcek türü, çiçekli ve çiçeksiz tohumlu bitkilerden 9 bin tür biliniyor. Alg, mantar, yosun gibi diğer bitki gruplarının sayısı ise iyi bilinmiyor. Daha yeni bazı kaynaklar ise ülkemizdeki bitki türü sayısını 11 bin olarak belirtiyor.

Bu rakamlar tropik bölgelerle kıyaslandığında küçük sayılabilir. Ancak, örneğin Avrupa ile karşılaştırılacak olursa, Türkiye tür sayısı bakımından oldukça zengin. 11 bin bitki türümüzden 2 bin kadarı, başka hiçbir yerde bulunmayan türler. Tüm Britanya Adalarında toplam 2 bin, tüm Avrupa'da 11.500 bitki türü olduğunu düşünecek olursak, ülkemizin zenginliği daha iyi anlaşılır.

Hiçbir ekonomik değeri olmayan yabani türlerin varlığının kime ne faydası var, diye düşünülebilir. Ancak durum hiç de sanıldığı gibi değil. Bir ülkenin bitki ve hayvan türleri açısından sahip olduğu zenginlik, aynı yeraltı kaynakları ya da tarihi eserler gibi o ülkenin en önemli zenginliklerden biridir. Çeşitli türler oldukça girift bir biçimde birbirleriyle etkileşim içerisinde bulunur ve bizim de içerisinde bulunduğumuz ekolojik sistemi sağlıklı tutarlar.

Biyolojik zenginliğin ekonomik yararları da var. Yerel çeşitler ve yabani türler ekonomik değeri olan bitki ve hayvanların gen rezervi durumundadır. Herhangi bir tür için yapılan ıslah çalışmalarında bu türler kullanılır.

Örnek verecek olursak: 1970'te ABD'de mısır ekim alanlarında rastlanan bir pas hastalığı tüm ürünün %15'inin kaybedilmesine ve 2 milyar dolarlık maddi zarara yol açmıştı. Yapılan araştırmalar sonucunda Meksika'da bulunan yerel bir mısır çeşidinde bu hastalığa dayanıklı genler keşfedildi. Bu genlerin melezleme yoluyla diğer mısıra aktarılmasıyla bir sonraki yılın ürünü kurtarıldı.

Benzer bir olay da buğday yetiştiriciliğinde yaşandı. 1960'lı yıllarda bir yaprak pası hastalığı ABD'nin kuzeybatısında büyük zararlara yol açmıştı. Ülkemizden götürülen yabani bir buğday çeşidinin Amerikan buğdayıyla melezlenmesi sayesinde hastalığın yol açtığı zarar önlendi. Araştırmacılar, bu yabani buğdayın daha birçok hastalığa dayanıklı olduğunu gözlemledi. ABD Tarım Bakanlığı'nın bir raporuna göre Türkiye'den gelen buğdayın ABD buğday üretimine toplam maddi katkısı, yılda 50 milyon doların üzerindeydi.

Yukarıdaki örneklerden de anlaşıldığı gibi Türkiye biyolojik zenginlik açısından birçok ülkeden avantajlı konumda. Bu nedenle de biyolojik zenginliğin korunması konusunda çok daha hassas davranılması şart. Genler ve canlılar üzerindeki ya da genlerin parçaları üzerindeki patent uygulamaları yüzünden kayıplara uğrayacağımız da açık. Bitki genetiği kaynakları konusunda dünyaca ünlü otoriteler olan Cary Fowler ve Pat Money'in bu konudaki görüşü şöyle: "Bitki ve gen patentlenmesinin ve tekelleşme olanağının gelmesiyle, uluslararası şirketler kaybolmakta olan genler konusunda piyasada tekel kurmaya çalışmaktadırlar. Sonuç, tarımın kendisinin tümden mahvı olabilir".

GDO'lu tohum eken ya da tozlaşma yoluyla tarlasındaki ürünlerde GDO'lu tohumun genetik özellikleriyle etkilenmiş ürünler yetiştiren çiftçiler, tarlalarında başedilmesi güç hastalıklarla karşılaştılar. Örnek verecek olursak: Meksika'daki 9 eyaletteki (Chihuahua, Morelos, Durango, Mexico State, Puebla, Oaxaca, San Luis Potosi, Tlaxcala and Veracruz), 138 tarımsal çiftlikten alınan 411 numune grubundaki 2.000 bitkide gen analizleri yapıldı. 9 eyaletten alınan GDO'lu olmayan yerli mısır numunelerinde, ABD'de insanların tüketmesi yasak olan, AgroEvo'nun ürettiği Starlink mısır çeşidindeki protein Bt-Cry9c geni bulundu. Ayrıca aynı eyaletlerde, Monsanto ve Novartis/Syngenta şirketlerinin gen aktarımı yapılmış mısır çeşitlerindeki Bacillus thuringiensis (Bt)'e de rastlandı. Monsanto'nun mısır bitkisinin zirai ot ilacına direnç göstermesi için aktardığı protein CP4-EPSPS patentli geni de yerli mısırlara bulaştı.

GDO'nun önemli bir özelliği, doğal bitki ve hayvan üreme şekillerinden çok daha hızlı ilerleme kaydetmesi. Bu durum, hem yeni yaşam formlarının gelişmesine yol açma ve hem de bunu dünyanın evrimsel gelişimine uygun olmayacak şekilde ve kontrol edilemeyecek hızda yapma potansiyeline sahip.

Arılar ve rüzgarlar GDO'lu polenleri alıp, komşunun geleneksel ekiminin üzerine bırakıyor. Böylece civardaki, bitkiler genetik olarak değiştirilmiş bitkilerin içerdiği böcek ve ot ilaçlarına karşı dirençli hale geliyorlar. GDO karşıtlarınca Frankeştayn Gıda olarak nitelenen, kolera bakterisinin genini taşıyan yonca, tavuk geni taşıyan patates, akrep geni taşıyan pamuk, balık genli domates gibi gıdaların doğal çeşitliliğe verdikleri zarar sonucunda yeni Frankeştaynların ortaya çıkmasına olanak sağlanıyor.

Prof. Dr. Tahir Aksoy, 2003 yılında Türkiye Çevre Vakfı tarafından düzenlenen Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar Paneli'nde genetiği değiştirilmiş hayvanlar hakkında şunları anlatıyor: "Çiftlik hayvanları içinde, benim bizzat çalıştığım tavuklar büyük bir değişime uğradılar. 'Sinmorfozis' dediğimiz, doğadaki bütün canlıların belirli bir oranı vardır. Yani hepsinin kalbi, akciğeri, karaciğeri, bedenindeki parçalar bir denge içindedir. Bir 'broiler', 42 günde 2,3 kg.'a ulaşıyor, göğüs etleri ve butları gelişiyor, ama kalbi ilkel bir tavuğunki gibi. Bu zavallı kalp, günde 300-400 kere atarak kanı pompalıyor, akciğerler de küçük, 42 günlük 'Broiler'da kalp ve akciğer basıncı, tıpkı 80 yaşında şişman bir insanın durumuna düşüyor. Karında sular toplanıyor. Bunu yaşatabilmek için oksijen vermek gerekiyor. Bu hayvanların bağışıklık sistemleri, kâğıt gibi olmuş. Ayağını ıslatsanız koli enfeksiyonuna yakalanıyor. Hiç hastalık yapmayan şeyler şimdi bunlarda hastalık oluyor. Bir hayvan 17 haftalık yaşa gelene kadar 17 kere aşı oluyor, yani 20 haftada 17 defa aşı oluyor. Civciv geldiğinde, sandıkta ilâç geliyor. Şimdi bunlar gözlem altında. Amerika'da veteriner fakültelerinde 'Food Animal Medicine' diye bir dal ortaya çıktı. Hayvana sağlıklı yaşam koşullarını da vermek gerekir."

Bir diğer sorun da farklı genetik kombinasyonların farklı çevrelerde nasıl tepki vereceğinin, yapılan değişikliğin diğer nesillere yansıyıp yansımayacağının tahmin edilmesinin imkânsız olması. U-zmanların nitelendirmesine göre durumun adı kararsızlık problemi. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, sütünde yüksek düzeylerde insan a-antitripsini üretmesi için genomuna yabancı bir gen eklenen, ancak onunla aynı verimi sağlayan tek bir dişi döl veremeyen transgenik koyun Tracy.

Kaynaklar
Mine Kışlalıoğlu, Fikret Berkes, Çevre ve Ekoloji, Remzi Kitabevi, 1999
John Bellamy Foster, Savunmasız Gezegen - Çevrenin Kısa Ekonomik Tarihi, Epos Yayınları, 2002
Göksel N. Demirer - Tezcan E. Abay, Küreselleşmenin Ekolojik Sonuçları, Özgür Üniversite Kitaplığı, 2000
Clive Ponting, Dünyanın Yeşil Tarihi - Çevre ve Büyük Uygarlıkların Çöküşü, Sabancı Üniversitesi Yayını, 2000
Jeremy Rifkin, Biyoteknoloji Yüzyılı, Evrim Yayınevi, 1998
Genetik Mühendisliği, Rüya mı Kâbus mu?, Mae-Wan Ho, İş Bankası Kültür Yayınları, 2001
José Bové - François Dufour, Dünya Satılık Değildir, Röportaj: Gilles Luneau, İletişim Yayınları, 2001
José Bové - Bir Köylünün İsyanı, Röportaj: Paul Ariés - Christian Terras, Ütopya Yayınları, 2000
Küreselleşme Sürecinde Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik Sempozyumu, 2000
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar Paneli, Türkiye Çevre Vakfı, 2003
Tanrivermis H., 2003 Biyoteknoloji Ekonomisi Ders Notlari, Ankara Universitesi, Ankara
PANUPS Pesticide Action Network Updates Service, Pesticide Action Network North America (PANNA) http://www.panna.org
AG Biotech Info Net http://www.biotech-info.net/new_era.html
"Health risks of genetically modified foods" The Lancet Volume 353, Number 9167, 29 May 1999
"Do genetically modified foods affect human health?" John Godfrey, The Lancet Correspondence Volume 355, Number 9201, 29 January 2000
Health Implications of Genetically Modified Foods, Professor Liam Donaldson & Sir Robert May, May 1999 (http://www.biotech-info.net/gmfoods_health_implications.pdf)
Bilim ve Teknik Dergisi, Mayıs 2003
Friends of the Earth http://www.foeeurope.org/
The True Food Network http://www.truefoodnow.org/
Genetic Engineering Action Network http://www.geaction.org/
The GE Food Alert Campaign Center http://www.gefoodalert.org/Library/listContent.cfm
The Campaign PO Box 55699 Seattle, WA 981554 http://www.thecampaign.org/reporter.php
www.greenpeace.org
NOT: Bu metinden kaynak gösterilmek kaydıyla alıntı yapılabilir.-Ekoloji Hareketleri Platformu, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar Deklarasyonu.
http://www.gdoyahayir.org/deklerasyon/doc/deklerasyontammetin.htm

YUKARIDAKİ ADRESTEN YAZININ TAMAMINA ULAŞABİLİRSİNİZ
Logged

Her rüzgar savuracak bir toz bulur,
Her hayat yaşanacak bir can bulur,
Her umut gerçekleşecek bir düş bulur
Bulunmayacak tek şey senin benzerindir
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com



Powered by  MyPagerank.Net
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM