ebiyolog
BiyoWeb Üye
Teşekkür 3
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 8
KOCATEPE UNİVERSİTY
|
 |
« : Nisan 22, 2007, 01:33:51 ÖÖ » |
|
Merhaba meraklı insanoğlu, Benim adım Timsah, Türkiye’de yaşadığınız için, benden korkmanıza gerek yok. Şayet Afrika, Amerika veya Avustralya da yaşasaydınız, serinleme yahut avlanma maksadıyla suya girdiğinizde, bana dikkat etmenizi söylemek mecburiyetindeydim. Koca bir çene ve sivri dişlerle ilk anda sizleri ürkütmüş olabilirim; ama inanın karnım aç değilse, kimseye bulaşmam. Hele insana hiç saldırmam; ama acıkmışsam, o zaman işler değişir.

Hantal görünümümüze aldanmayın, suda çok hareketliyizdir. Kuyruğumuz motor, arka bacaklarımız ise, fren vazifesi görecek şekilde yaratılmıştır. Normal hızımız saatte iki km kadardır. Avlandığım zaman kısa mesafede hızımı çok artırabilirim, güçlü kuyruk kaslarım tıpkı bir pervane gibi bana hız verir.
Hem karada hem de suda yaşayabilmek için, birbirinden farklı olan bu iki ortamın şartlarının iyi bilinmesi gerekir. Dolayısıyla her iki ortamda da hayatta kalabilmek için, bu ortamların şartlarına uygun bir anatomik yapıya ve fizyolojik işleyişe sahip olmak gerekir.Nitekim bazı özelliklerimi aşağıda anlatınca, bunu siz de anlayacaksınız.
En küçük titremenizi bile hissederim Geceleri aktif olduğum için, görme başta olmak üzere, bütün duyu organlarım çok hassastır.Başımın yan taraflarındaki dokunmaya hassas alıcılarım, sudaki en küçük titreşimleri bile beynime iletebilecek hassasiyettedir. Dudaklarımın kenarlarındaki alıcılar, avımın kıpırdanışları hakkında bana bilgi verir.
Karnım aç ise, duyularım daha da hassaslaşır. Küçük bir kuş yavrusu bile suya düşüp çırpınmaya başlasa, karanlıkta onun yerini elimle koymuş gibi bulurum. Yüzümün her tarafına dağılmış düğüm şeklinde binlerce hassas basınç dedektörlerinden birisine çok yakından bakarsanız, her birinin dolmakalemin ucu büyüklüğünde minik pompalar olduğunu görürsünüz. Bu alıcılar sayesinde, sudayken etrafımdaki her türlü hareketi hisseder, bunlarla düşmanlarımı, avlarımı ve yavrularımın hareketlerini takip ederim. Karanlık bir gecede, çamurlu suyun içindeki yaralı olan veya dengesiz hareketler yapan hayvanları hemen anlarım. Hatta su kenarındaki su içen hayvanları da uzaktan tanır ve suda yüzen bir ağaç kütüğü gibi yavaşça onlara yaklaşırım. Sadece burnumun ucu ve gözlerim dışarıda olduğundan kolay kolay fark edilmem.
Gözlerim ne güzel öyke değil mi Gözlerim, kafatasımın yanlarındaki çok sağlam iki çukurluk içine yerleştirilmiş olduğundan, hareketsizdir. Bu, çok güçlü olması gereken çenelerimin fonksiyonlarını yerine getirirken, daha sıkı ısırabilmesi ve bu esnada gözlerimin zarar görmemesi içindir. Aksi takdirde, iri bir sığırın boynunu ısırıp kırarken, çenelerimin basıncından beynim ve gözlerim zarar görebilirdi.Bu tabaka, ışık yansıtıcısı ve kuvvetlendiricisidir. Su altında yüzerken gözümü kapatsam, avımı göremem; açık dursa, boğuşma esnasında gözüm yaralanıp zedelenebilir. Bunun için önden arkaya doğru kapanan ve şeffaf yapıda üçüncü bir göz kapağım daha vardır . Böylece su altında çok iyi göremesem de, görüşüm tamamen engellenmez. Soluk alma sistemim ve diğer duyularım İşitme duyum da çok iyidir. Kulaklarımın dışa açılan kanalları, su girmemesi için deriden kapaklarla örtülüdür. Burun deliklerim, uzun olan üst çenemin en ucunda, yarım ay şeklinde ve kapaklıdır. Suya daldığımda sıkıca kapanır ve içeriye su kaçırmaz. Nefes almak için ağız boşluğuma dolan havayla iç burun deliklerimin etrafındaki koku almam için yaratılmış fırça gibi hücrelerin kirpikleri titreşir. Avımı yakalamak için ağzımı açtığımda, boğazıma su kaçmaması için gırtlağım kasılarak kapanır. Böylece avımı ısırırken boğulmaktan korunmuş olurum.
Su altında, pasif hâlde birkaç saat; avlanma veya değişik hareketler yapma durumumda ise, 20 dakika kadar kalabilirim. Bunun için nefesimi tuttuğumda, karbondioksit, kanımda b ikarbonat iyonları şeklinde çözünerek biriktirilir. Bu iyonlar, hemoglobin molekülünün aminoasitlerine bağlanır. Bu, hemoglobinden daha fazla ilâve oksijenin, kanıma salınmasına sebep olur ve böylece dokularım oksijensiz kalmaz. Avlanma ve sindirim faaliyetlerim Avlanırken gizlenir ve anî olarak saldırırım. Bazen kıyıya iyice yaklaşır, kuvvetli kuyruğumu anîden karadaki hayvana vurur ve onu suya düşürüp öyle yakalarım. Küçük avları tek parça hâlinde yutabilirim, büyük avlara ait parçaları ise, kuvvetli çenelerimle çekerek koparır ve çiğnemeden yutarım. Çünkü hem mide asitlerim çok kuvvetlidir hem de yuttuğum taş, teneke ve cam parçaları midemde değirmen taşı gibi çalıştırılarak gıdaları öğütmeme yardımcı olur. Neslimizin devamı Dişilerimiz ekseriya 20–50 arası (bazı türlerde 100’ü bulabilir) yumurtayı kıyıda kazdığı içini otlarla döşediği yuvalara bırakıp üzerini kumla örter. Yumurtalarımızın bu kuluçkalarda bozulmadan gelişmesinde, yuvaya konulan bitkilerin çürümesi sırasında açığa çıkan ısının mühim rolü vardır.
Yumurtadan çıktıklarında, 20–25 cm kadar olan yavrularımız, iki sene kadar annelerinin kontrolü altında yaşar. Yavruların fazla uzaklara gitmelerine izin verilmez. Yavrularımızın kamuflajı için derileri sarı ve siyah çizgilerle boyanmıştır. Böylece, kıyıdaki sazların arasında göze batmadan dolaşabilirler. İki-üç gün yumurtada kalan gıdalarla beslenen yavrular, daha sonra yengeç, yılan, su örümceği gibi küçük canlıları yakalayıp yemeye başlayabilir. Tabii bu arada rakun, balıkçıl kuşu, su samuru ve büyük yılanlar gibi düşmanlardan onları korumamız gerekir. Yavrularımızın erginlik yaşına gelmesi 7–8 yıl, bazı türlerde ise 10 yılı bulabilir. Zaten bütün hayat süremiz 40–60 sene arasında değişir.
Çenelerimiz kenetlendiğinde asla açamazsınız. Fakat koca koca kemikleri ısırıp kırarken, dişlerimiz de bazen harap olmaktadır. Dişlerimiz, hayatımız boyunca devamlı kırılıp, dökülse de, devamlı alttan yenilerini getirir ve böylece ağzımız dişsiz kalmaz.
|