BiyoWeb - Biyoloji Forumu
Duyurular: BiyoWeb Forumlarına Hoş Geldiniz
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Temmuz 05, 2008, 05:07:28 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


  Mesajları Göster
Sayfa: [1] 2
1  Edebiyat & Sanat / Kitaplar / Ynt: Kitap tavsiyesi istiyoruz... : Haziran 24, 2008, 12:51:59 ÖÖ
Neyzen Tevfik-Hilmi yücebaş
2  Hobiler / Serbest Bölge / Ynt: GÜNÜN SÖZÜ!!! : Mayıs 18, 2008, 03:10:05 ÖS
İnsanlar başaklara benzerler içleri boşken başları havadadır,doldukça eğilirler.(montaigne)
3  Edebiyat & Sanat / Kitaplar / Ynt: Kitap tavsiyesi istiyoruz... : Mayıs 12, 2008, 01:33:03 ÖS
Yahudi türkler yahut sabetaycılar -MEHMET ŞEVKET EYGİ****
            Ol dedi oldu!(1-2)-TAŞKIN TUNA*****
            Çanakkale mahşeri-MEHMED NİYAZİ***
            Son basamak-TAŞKIN TUNA*****
            Amerikan köpekleri-NİHAT GENÇ*****
            Ceviz kabuğundaki evren-STEPHEN HAWKİNG******
            Mağaradakiler-CEMİL MERİÇ****
            Osmanlıyı yeniden keşfetmek-İLBER ORTAYLI*****
4  Hobiler / Serbest Bölge / İŞTE BİLİMİN ÇÖZEMEDİĞİ 10 OLGU… : Nisan 15, 2008, 01:21:04 ÖS
30 Ağu, 2007

Aşağıdakilerden en çok hangisi kafanızı karıştırıyor, içinizi ürpertiyor? Ya da hangisine yürekten inanıyor, hangisine şüpheyle yaklaşıyorsunuz? İşte bilimin bir türlü açıklayamadığı 10 gizemli olgu…

İŞTE BİLİMİN ÇÖZEMEDİĞİ 10 OLGU…

Modern tıp artık pek çok hastalığın çaresini buluyor, son 10 yılda teknolojide gelinen nokta hayal sınırlarımızı zorluyor.

Ancak bütün bu sevindirici gelişmelere karşın, evren ve bizim güzel gezegenimiz dünya, hikmetini bir türlü çözemediğimiz sırlarla dolu. Üstelik bu konularda yürütülen çalışmalar, araştırmalar da en azından yakın gelecekte pek umut verici görünmüyorlar. Amerikan LiveScience dergisinde, yüzyıllardır gizemi çözülmeye çalışılan, varlığı ve yokluğu tartışılan, somut kanıtlara sahip olunamadığı için ’sır’ olarak kalmayı sürdüren, bilimin bir türlü kesin ve akla yatkın bir açıklama sunamadığı tuhaf, ürpertici, merak uyandırıcı, en çok konuşulan ‘10 Gizemli Olgu’nun listesi yayımlandı. Hayaletlerden UFO’lara, psişik güçlerden ‘déjà vu’ duygusuna kadar tartışılan ve bir türlü açıklanamayan 10 fenomen sizi bekliyor.
1- Taos Uğultusu
ABD’nin New Mexico eyaletinde bulunan küçük Taos kentini ziyaret eden bazı turistler ve vatandaşlar, yıllardır, çöl havasında gizemli, güçsüz, düşük frekansa sahip bir uğultu ve titreşim duyduklarını anlatıyorlar. Bu iddiada bulunanlar, Taos vatandaşlarının sadece yüzde ikisini oluşturuyor. Bazıları bunun çöldeki garip birtakım akustik sorunlarından kaynaklandığını düşünürken, bazıları da bir çeşit kitle histerisi ya da uğursuz bir sır olduğuna inanıyor. Duyulduğu iddia edilen sese ister vızıltı, ister uğultu, ister titreşim deyin; ister psikolojik, ister doğal, ister doğaüstü olduğuna inanın… Hakkında bilinen bir tek gerçek var: O da şimdiye kadar hiç kimsenin bu garip sesin kökenini ortaya çıkaramadığı.
2- Büyük Ayak
Bu gizem de Amerika’dan… Yeni Kıta’da yıllar boyunca, insana benzeyen, bol tüylü, son derece iri boyutlara sahip, ‘Büyük Ayak’ adlı bir yaratığı gördüğünü iddia eden sayısız insan ortaya çıktı. Tüm kıta çevresinde kaydedilen iddialar eğer doğruysa, aslında binlerce Büyük Ayak’ın yaşıyor olması gerekirdi. Ancak bugüne kadar bu korkunç yaratığa ait tek bir ceset bile bulunamadı. Ortada belirsiz fotoğraflar, video kayıtları ve tanıkların açıklamalarından başka bir şey yoktu. Görünen o ki bilim mantıklı bir açıklama getiremediği sürece Büyük Ayak da, İskoçya’nın varlığı bir türlü kanıtlanamayan ünlü Loch Ness canavarı gibi gizemler dünyasındaki yerini koruyacak.
3- Önsezi
İster altıncı his, ister önsezi, ister kötü hisler diyelim; hepimizin hayatımızda en az bir ya da birkaç kez garip sezgilerimizi rehber alarak hareket ettiğimiz olmuştur. Elbette bu karamsar hislerimiz çoğunlukla yanlış çıkar. Ancak kimi zaman kimi insanların altıncı hisleri -ne yazık ki- doğru alarm verir. Psikologlar bu durumu açıklarken insanların bilinçaltlarında, farkında olmadan çevremizdeki dünya hakkında bilgi topladığını vurguluyorlar. Bu şekilde biz aslında sadece ‘görünüşte bilmediğimiz’ bazı şeyleri biliyor ya da hissediyoruz. Ancak söz konusu bilgiler bilinçaltımızın derinliklerinde yaşadığı için, bunun nasıl olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. Bu açıklama kimileri için tatmin edici olsa da pek çok araştırmacıya göre önsezi kanıtlanması ve üstünde çalışılması zor bir konu.
4- Asla bulunamayan kayıplar
İnsanlar bazen ortadan kaybolur. Bazıları yaşadıkları hayattan kendi istekleriyle kaçar, bazıları büyük çaplı ve cesetlerin tanınamadığı kazalarda yitip gider, bazıları cinayet kurbanı olur. Kayıplar ölü ya da diri bulunur. Ancak bazı insanlar vardır ki neredeyse tek bir iz bırakmadan ortadan kaybolurlar, adeta buharlaşırlar. 1872′de Portekiz yakınlarında bulunan ‘hayalet gemi’ Marie Celeste’in mürettebatı, Amerikan işçi lideri Jimmy Hoffa bu şekilde kayıplara karışan insanlardan sadece bazıları. Kaybolan insanlar, normal şartlarda polis soruşturması, itiraflar ya da tesadüf sonucu bulunuyor. Ancak ortada hiçbir olay ve kanıt olmadığı zaman insan ister istemez psişik detektiflerin işe ele atması gerektiğini düşünüyor.
5- Hayaletler
“Ölü insanlar görüyorum” repliğiyle zihnimize kazınan ‘Altıncı His’ filminden, lisedeyken ev partilerinde pek çoğumuzun katıldığı masum ruh çağırma seanslarından, çocukken masal gibi dinlediğimiz korkulu hayalet hikâyelerine kadar ruhlar üzerine hep konuşulur. Hayaletlerin varlığı hakkında ciddi bir kanıt olmamakla birlikte, onları gördüğünü, onlarla konuştuğunu, onların fotoğraflarını çektiğini ısrarla anlatan -içten ya da değil- şahitler pek çoğumuzun yakın çevresinde bile mevcut.
6- Déjà vu
Fransızca bir kelime olan ‘déjà vu’, Türkçede ‘daha önce görülmüş’ anlamını taşıyor. Açıklamak istediği durum ise kısaca şu: Özel bir anı ya da birtakım koşulları, aynı şekilde daha önceden de yaşamış olduğunuzu hissetme hali. Herkesin hayatında bir ya da birkaç kez yaşadığı bu duygu, şaşırtıcı, anlaşılmaz, gizemli ve evet ürkütücüdür. Birçok kişi ‘déjà vu’ hissini psişik bir deneyim olarak algılar. Birçok kişiye göre ise bunlar önceki hayatlarımızdan davetsiz çıkıp gelen anlık karelerdir. Araştırmacılar ‘déjà vu’ ile ilgili bazı açıklamalar yapmaya çalışsalar da de bu tuhaf hissin nedeni bir gizem olmayı sürdürüyor.
7- UFO’lar
UFO deyince genelde insanların aklına uçan daireler, kısacası uzay gemileri gelse de UFO’nun açılımı ‘Tanımlanamayan Uçan Nesne’… Ve bu nedenle evet UFO diye bir şey var. Çünkü dünyanın her tarafında, gökyüzünde ne olduğunu tanımlayamadıkları birtakım objeleri gördüğünü söyleyen insanlar var. Ancak bu obje ve ışıklar, aslında uçak mıdır, meteor mudur yoksa gerçekten Marslıların son model uzay gemisi midir, bu bir türlü açıklığa kavuşamıyor.
8- Ölümden sonra hayat
Hayatlarında bir kez ölüme yakın deneyim geçirmiş kişilerin bazıları, karanlık bir tünelde yol alıp, sonunda beyaz bir ışık huzmesine kavuştuklarına dair hikâyeler anlatır. Bunlar arasında sevdiklerinize kavuşmak, garip bir huzur hissetmek gibi daha renkli öyküler de mevcuttur. Bu deneyimler son derece etkileyici olmakla beraber maalesef kimse ‘öbür taraf’tan elinde bir kanıtla ya da doğrulanabilir bir bilgiyle geri dönmeyi başaramıyor. ‘Öbür dünya’ meselelerine kuşkuyla yaklaşanlar, söz konusu deneyimlerin travma geçirmiş bir beynin gördüğü halüsinasyonlar olduğunu vurguluyorlar. Tabii bu nedenle de son derece doğal ve açıklanabilir olduklarını… Ölüp de geri dönen olmadığına göre, bu konu gizemini koruyacak.
9- İçine doğmak
Hem Doğu hem de Batı toplumlarında, ‘önsezi’nin -ki biz bunu halk arasında ‘içine doğmak’ olarak adlandırıyoruz- bir çeşit psişik güç olduğuna inanılıyor. Bugüne dek psişik güçleri olduğunu iddia eden kişiler, araştırmacılar tarafından pek çok teste tabi tutuldu. Ancak elde edilen sonuçlar her seferinde ya olumsuz ya da muğlak ve şüpheliydi. Altıncı hissin gücüne inanan pek çok kişi, psişik güçlerin test edilemeyeceğini, çünkü bir nedenle kendilerine şüpheyle yaklaşanların ya da bilim adamlarının yanında azaldığını vurguluyor. Eğer bu tespit doğruysa, bilimin psişik güçlerin varlığını, gelecekte de ne ispat edebilmesi ne de çürütebilmesi mümkün görünmüyor.
10- Beden/Zihin Bağlantısı
Bir efsaneye dönüşen ‘plasebo etkisi’ zihinle beden arasındaki muhteşem ilişkinin en basit kanıtı. Bu etki kendini şöyle gösteriyor: Sahte, yani aslında ilaç olmayan bir ilaç aldıklarından habersiz hasta denekler, dertlerine derman olacak bir ilaç içtiklerini ve dolayısıyla iyileşeceklerini düşündüklerinden kendilerini çok daha iyi hissediyorlar. Üstelik etki kimi zaman bununla da kalmıyor, tıbbi belirtilerde de bir düzelme görülüyor. Bazen de yine bu ‘yalancı’ ilaçların işe yaradığını kanıtlamak istercesine ilacın etkisiyle acı çekiyorlar. Plasebo deneklerine bakınca, insan ister istemez zihni neye inanırsa bedeninin de onu yaşadığına hüküm getiriyor. Bu inanılmaz bağlantı çok sınırlı biçimde açıklanabiliyor. Ancak pek çok uzman, zihnin yardımıyla bedenin kendi kendini iyileştirebilme kabiliyetinin, modern tıbbın yaratabileceği herhangi bir mucizeden kat be kat büyüleyici olduğuna inanıyor.

http://www.bilimarsivi.com/page/16/
 
 
5  Hobiler / Serbest Bölge / Sağ Gözlü Müsünüz, Yoksa Sol Gözlü Mü? : Nisan 15, 2008, 01:17:06 ÖS
Sağ Gözlü Müsünüz, Yoksa Sol Gözlü Mü?
Her birey; iki el, iki ayak, iki göz ve iki beyin yarıküresine sahiptir. İlk bakışta simetrik gibi görünen insan vücudu, aslında önemli asimetrik detaylara sahip: Birincisi; öncü bir elimiz var(çoğu insan için sağ el), ikincisi; öncü bir gözümüz var ve üçüncüsü; beynimiz fonksiyonel olarak asimetrik: sol yarıküre teorikle(mantıksal düşünmeyle) ve konuşmayla alakalı; sağ yarıküre ise resimsel duyarlılıkla alakalı.

İnsanların üçte ikisinde sağ göz, üçte birinde ise sol göz öncü. Bunu tespit etmek için geliştirilmiş özel testler mevcut. Peki bu kişisel farklar, görsel bilgi algısına(mesela sağdaki ya da soldaki bir metin) etki eder mi? (www.turk-bilim.com)

Bu konuda yapılan çalışmalardan biri, tamamı sağ elini kullanan; fakat bir kısmının öncü gözünün sağ, bir kısmının öncü gözünün sol olduğu bir grup öğrenci ile yapılmış. Öğrencilerden bilgisayar ekranına verilen bir metni okumaları istenmiş. Metin hem ekranın sağına, hem de soluna yerleştirilip farklı farklı denenmiş. Bu sırada öğrencilerin başının ekranın tam ortasında sabitlenmiş olması sağlanmış. (Böyle bir durumda, görme alanının sol yarısından gelen görme bilgisi beynin sağ yarısına; sağdan gelen ise sol yarısına iletilir.) Deneyde sol gözü öncü olan öğrencilerin yazıyı ekranın solundayken daha hızlı okudukları ortaya çıkmış.

Daha detaylı çalışmalar, sol gözlü öğrenciler soldaki metni okurlarken, beyinlerinin daha fazla sembolü algıladığını göstermiş.

Görme alanının sol yarısında, göz fiksasyonu daha yüksek “bilgi kapasitesi” ile tanımlanıyor. Bu, direk olarak okuma hızıyla alakalı: Kişi, bir fiksasyon sırasında ne kadar fazla sembolü algılayabiliyorsa o kadar hızlı okuyabiliyor. Okuma başarısının bir göstergesi daha var: Okuma esnasında, bakışlar periyodik olarak daha önce okunmuş sözcüklere geri döner(algılanma zorluğuna göre). Araştırmada sol gözlü öğrenciler sol taraftaki metni okurken, sağdakine göre daha az geri dönüş yapmış. Bu da soldaki metni algılamadaki başarıyı destekleyen bir gösterge. Bunun yanı sıra, sol gözlü öğrencilerin büyük çoğunluğu soldaki metni okurken hızlı göz hareketlerini daha çabuk yapmışlar.

Bu tarz farklılıkların nedenleri konusunda, fizyologlar şu an ancak tahminler yapabiliyorlar.

Araştırmadaki öğrencilerin tamamı sağ elini kullanan öğrencilerdi. Kullandıkları bu öncü sağ elin kontrolünü sağlayan ise beynin sol yarısı. Sağ gözlü öğrencilerde, bu öncü sağ gözü kontrol eden de yine beynin sol yarısı. Sol gözlü öğrencilerde ise; bu öncü sol gözü beynin sağ yarısı kontrol ediyor ki, bu sağ yarı öncü elin kontrolünü sağlamadığından daha serbest. Bu serbestlik de sol gözlü öğrencilerin soldaki metni daha hızlı okumasına katkı yapan bir neden olarak gösterilebilir.

Peki tüm bu yukarıdaki bilgiler bize hangi konuda yardımcı olabilir? Mesela bazı ürünlerin üretiminde öncü göze göre üretim yapılabilir. Sol elini kullanan insanlar için özel araçlar yapılabiliyor. Örneğin; solaklara özel kapı kolları. Fakat sol gözlü insanlar için özel tasarlanmış bir ürün henüz yok. Kim bilir, belki bir gün o da yapılır…

Informnauka-Rusya Bilim Haberleri Ajansı
6  Biyoloji / Evrim / Ynt: Evrim ve Yaradılış tezlerinin savunulmasında yapılan gramatik yanlışlar. : Nisan 05, 2008, 07:05:36 ÖS
Karşılıklı fikir alış verişi güzel oluyor saygı çerçevesinde ki öyle de .Benim de yazdıklarım konu ile ilgili fikir vermedir(fikrimi beyan etme) sizinki de öyle sanırım biraz yanlış anlamışız birbirimizi.Teşekkkürler paylaşımınız için...
7  Hobiler / Serbest Bölge / Ruhun ağırlığı 21 gr mı? : Nisan 05, 2008, 06:43:35 ÖS
1907 yılında ABD'li bilimadamı Duncan MacDougalI tarafından ortaya atılan 'İnsan ruhunun ağırlığı vardır' tartışması, '21 gram' filmiyle yeniden gündeme taşındı

Yönetmenliğini, 'Paramparça aşklar' filmiyle tanıdığımız Meksikalı Alejandro Gonzalez Inarrittu'nun yaptığı, başrolünü ise Oscarlı oyuncu Sean Penn'in üstlendiği "21 gram" filmi, eski bir tartışmayı yeniden alevlendirdi. Filme adını veren bu rakam aslında 1900'lerin başında yapılan bilimsel bir araştırmaya dayanıyor. ABD'li bilimadamı Duncan MacDougalI, 1907 yılında yaptığı deneylerin sonucunda, ölüm anında insanların vücut ağırlıklarının tam 21 gram azaldığını ortaya koyarak, "Ruhun varlığını" kanıtladığını açıklamıştı. Kayıtlara göre, ABD'li uzman ölüm döşeğindeki hastaları, vücut ağırlıklarını hassas bir şekilde ölçebilen özel bir yatağa yerleştirdi. Deneyinde ağır tüberküloz hastalarını kullandı. Çünkü bu denekler ölürken fazla hareket etmeyerek, tartı sisteminin doğru ölçümler yapmasına olanak sağlıyordu. Ancak Dr. MacDougall sadece 6 hasta üzerinde bu deneyi gerçekleştirdi. Üstelik hastalardan ikisi son nefeslerini verirken, teknik arıza yaşandı ve ağırlıkları ölçülemedi. Diğer üç denek ölüm anında yaklaşık 21 gram "hafifledi". Ama birkaç dakika içinde kiloları aynı düzeye çıktı. Son denek ise gerçekten kalbi durduğunda 21 gram "hafifledi". Yani MacDougall, sadece 1 deneğin, ölüm anında "21 gram" verdiğini keşfetti.

Köpekler ruhsuz mu?
15 köpek üzerinde yaptığı deneylerde de hayvanların ölüm anında ağırlık kaybetmediğini gören MacDougall, bu bulguyu da ilk araştırmasına destek olarak gördü. Çünkü o dönemde köpeklerin ruhunun olmadığına inanılıyordu. New York Times gazetesi bu tezi "Ruhun ağırlığı bulundu" manşetiyle duyurdu.

Çıkan ruh değil gaz
Macdougall, tezini açıkladığında diğer bilimadamları tarafından tepkiyle karşılandı. Uzmanlar, ölüm anında hafiflemeyi sağlayanın ruh değil, bedenden çıkan gazlar olduğunu iddia etti. Günümüzde de California Üniversitesi'nin uzmanlarından Dr. Robert Stern, "İnsan vücudunda 'lysosome' adlı hücre benzeri yapılar bulunur. Ölümden sonra bunların salgıladığı enzimler, dokuları parçalayarak gaz ve sıvıya dönüştürür. Yaşanan hafifleme de bu yüzden gerçekleşir" diyor.. (alıntıdır)
8  Biyoloji / Evrim / Ynt: Evrim ve Yaradılış tezlerinin savunulmasında yapılan gramatik yanlışlar. : Nisan 05, 2008, 06:37:50 ÖS
Ortak atanın kökeninin araştırılmasında bittabi tartışılabilir benim fikrimce.Ayrıca Yaradılış da teori olamaz zaten.Niyetim yaradılış ı kabul ettirmek de değildir.Kişinin inançları ve bilimsel yaklaşımları kendini bağlar buna da saygım sonsuzdur.Ama benim sorgulamak istediğim ortak atanın da kökenidir.
saygılar...
9  Biyoloji / Evrim / Ynt: Evrim ve Yaradılış tezlerinin savunulmasında yapılan gramatik yanlışlar. : Nisan 04, 2008, 10:57:24 ÖS
Yazı her iki gruptan oluşan bireylerin körü körüne inanmalarının ve dogmatik olarak tezlerini savunmalarının önüne geçebilecek nitelikte.Bu yüzden takdire şayan.Karşılıklı atışmadan çok karşılıklı anlayış ve hoşgörüye ihtiyaç var.Ama  bir yandan da şunu düşünmeden edemiyorum
NEDEN YARADILIŞ İLE EVRİM her zaman zıt kutuplarda gösterilmeye çalışılıyor?Yani evrim; insan ile maymun un ortak bir atadan geldiğini öngörmekte değil midir? Peki bu ortak ata nereden gelmiştir yani yaratılmamış mıdır?
10  Biyoloji / Animasyonlar / ETS,asetil coA,GLİKOLİZ...VS : Nisan 02, 2008, 02:10:21 ÖS
http://media.pearsoncmg.com/bc/bc_0media_bio/bioflix/cells/cell_resp.html
Sayfa: [1] 2
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.3 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com



Powered by  MyPagerank.Net
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM