BiyoWeb - Biyoloji Forumu
Duyurular: 27-30 Ağustos 2008 tarihleri arasında GAziantep Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi'nde
XV. Ulusal Biyoloji Öğrenci Kongresi gerçekleştirilecektir.
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Ağustos 08, 2008, 10:54:42 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


  Mesajları Göster
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 12
11  Biyoloji / Evrim / Canlılığın Evrimi : Haziran 25, 2008, 12:56:21 ÖÖ
Canlılar belirli bir büyüklükteki moleküler dizilimin ürünü olmak zorundadır. Bunun nedeni karmaşık olarak tanımlanabilecek, tepki gösterebilen, birbirinden farklı moleküllerle yapılma zorunluluğudur. Bugün tanımlayabileceğimiz biyolojik yapı, biyomer dediğimiz belirli polimerlerden oluşmak zorundadır. Moleküler çeşitlenmeyi, yani biyolojik çeşitliliği sağlayabilmek için özellikle birden çok bağ oluşturabilen karbon ve silisyum gibi ana elementlere ihtiyaç vardır. Fakat bu elementlerin oluşturacağı bağların kırılgan yapı göstermemesi gerekir. Ayrıca bu moleküllerin oluşturdukları küçük bileşikler bir sıvıda çözünebilir olmalıdır. Bu nedenle, örneğin silisyumdan oluşmuş bir canlı kesinlikle yoktur. Çünkü SiO2 suda çözünemez, dolayısıyla kimyasal tepkimelere yeterince giremez. Gaz haline geçebilen, suda çözünen CO2, dolayısiyle, polimerlerin oluşması için en uygun element olarak karbon görülmektedir. Basit moleküller belirli fiziksel koşullarda moleküler bütünlüğünü korur. Buna karşılık, molekülün boyutları büyüdükçe ve özellikle bu molekül sürekli kimyasal tepkimelere katılmak durumunda kaldıkça, belirli fiziksel koşulların dışında 3 boyutlu yapısını (tersiyer yapısını) koruyamaz. Bu nedenle canlılığın çok yüksek sıcaklıklarda (1000 C’den fazla) oluştuğunu savunmak sınırsız bir yorum yapmak olur. Kaba bir tahminle, biyomerlerin özelliklerini koruyabilmeleri için 0-1000 C'lik sıcaklık aralığında bulunmaları gerekir.

Dünya’mızın kabaca 4,5 milyar yıl önce oluştuğu saptanmıştır. Ancak Dünya’nın organik polimerleri sürekli tutabilecek ortama 3,8 milyar yıl önce kavuştuğu düşünülmektedir. Miller’in öğrenciyken yaptığı deney ve onu izleyen değişik gözlem ve araştırmalar, basit organik moleküllerin, Dünya’nın 4 milyar yıl önceki koşulları laboratuvar ortamında oluşturularak ve o günkü aktive edici ajanlar (yüksek enerjili ışınlar, elektrik deşarjları, mor ötesi dalga boyları vs.) kullanılarak belirli ölçüde sentezlenebileceğini gösterdi. Bu deney, inorganik yapıdan organik yapıya geçişin ilk adımlarını oluşturur. Bu tip moleküller, aşırı olarak tanımladı ya da daha karmaşık moleküllere dönüşebilir

http://www.evrim-teorisi.org//content/view/40/1/ sitesinden ALINTI Yapılmıştır.Daha geniş ve sağlıklı bilgiyi alıntı yapılan siteden bulabilirsiniz.
12  Biyoloji / Evrim / Ynt: Sizce ilk canlı nerede ve nasıl meydana geldi? : Haziran 24, 2008, 10:21:09 ÖS
Alıntı
havva hipotezinide dikkate alacak mısınız tartışırken bu önemli.

Hangi boyutta aldığımız önemli bu konuyu bilimsellikten çıkartmadığımız sürece sorun olmayacaktır.
13  Biyoloji / Genel Biyoloji / Ynt: BİYOLOJİ SÖZLÜĞÜ : Haziran 21, 2008, 09:13:52 ÖS
Yardımcı olabilirim.
14  Biyoloji / Evrim / Evrimsel Biyoloji : Mayıs 21, 2008, 06:30:25 ÖS
Ufak bir bilgi sunup bazı soruları sizinle paylaşacağım,fikirlerinizi paylaşacağınızı umuyorum şimdiden teşekürler.
Saygılarımla...


...Staphylococcus aureus,örnek olarak alınırsa,ameliyatlı hastalarda bir çok enfeksiyona neden olan bir bakteri olarak şimdi hemen hemen tüm penisilin,ampisilin ve benzer ilaçlara karşı dirençlidir. Metisilin bir alternatif olarak  geliştirilmiş ,bir kaç yıl işe yaramış,ancak birçok S.auereus toplumu metisilin'e direnç kazanmış,daha sonra da sefalosporinler,karbapenemler,eritromisin,tetrasiklin,streptomisin,sulfonamitler ve florokinonlar bu sonla karşılaşmışlardır.Hatta başka bir yeni ilaç olan vankomisin başlangıçta bu sorunu çözmüş gibi görünmesine karşın onun da giderek daha etkisizleştiği görülmektedri.Bel soğukluğu (gonorrhea) hastalığına neden olan bakteri olan  Neisseria gonorrhea'nın ilaca dirençli soylarının sıklığı giderek artarken ,New York kentinde 1995 yılı itibariyle bu hastalık için tedavi gören vakaların %40 'ından fazlasında penisilin,tetrasiklin ya da her ikisine de direnç gözlendi . Zatürre (pnömoni)bakterisinin pek çok soyu penisiline çok dirençli ve kolera bakterisinin bazı soyları antibiyotiklerin bir çok çeşidine karşı direnç gösterir.Vereme neden olan bakterilerin pek çok soyu ile sıtmaya neden olan canlılar giderek artan biçimde var olan tüm ilaçlara direnç geliştirmişlerdir.Bir kişiye AIDS'e neden olan HIV,insan bağışıklık yetmezlik virüsü,bulaşırsa ilaç tedavisi başlandıktan 6-12 sonraki süre içinde ilaca dirençli virüs belirtileri ortaya çıkmaya başlar.
Antibiyotik kullanımı arttıkça,bu antibiyotiklere dirençli bakteriler de artar,böylece kazanılanlar aynı hızla yitirilir.

Bu neden oluyor ? İlaçlar,bakteri genlerinde ilaca - dirençli mutasyonlara neden olur mu ? Mutasyonlar,ilaçla karşılaşmadan da ortaya çıkar mı ? -----ilaçla karşılaşmamış bakteri toplumlarında da mevcut mudur ?Bir ilaca dirençliliğe kaç mutasyon yol açar ? Hangi sıklıkla bunlar ortaya çıkar ? Mutasyonlar bir bakteriden ötekine yayılır mı ? Bakteri ya da virüslerin aynı türü arasında mı yayılır,yoksa farklı türler arasında geçiş olur mu ? Canlının toplum büyümesi böyle mutasyonlarla nasıl etkilenir ? Direncin evrimi ilaçların düşük dozları kullanılarak önlenebilir mi ? Ya da yüksek dozlar ile ? Farklı ilaçların kombinasyonu ile ?Bir birey ,ilaca dirençli canlıların enfeksiyonundan doktorun reçetesini aynen uygulayarak sakınabilir mi? Ya da diğer her birey diğerleri kadar bilinçli olduğunda mı bu kounma söz konusu olabilir ? ...*

*alıntıdır : Evrim - sayfa 3, bölüm 1 evrimsel biyoloji ,Douglas. J. Futuyma,1.baskı,[/b]
15  Edebiyat & Sanat / Kitaplar / Ynt: Kitap tavsiyesi istiyoruz... : Mayıs 12, 2008, 04:25:15 ÖS
Evrim - Douglas J. Futuyma
16  Biyoloji / Evrim / Bilim,İnanç ve Eğitim : Mayıs 09, 2008, 01:12:44 ÖS

 
Bilim,İnanç ve Eğitim

Bilim müfredatında herhangi bir tür yaratılışcılığın bulunmasına karşı çıkan biyologlar ve diğerleri ifade özgürlüğüne karşı değillerdir ve dinsel inancı ortadan kaldırmaya çalışmıyorlar.Onlar yaratılış öykülerinin sadece tarih ya da çağdaş toplum gibi derslerinde öğretilmesini kabul edilebilir bulsalar da bu inançların geçerli bilimsel hipotezler olmadığını bilim derslerinde yeri olmadığını savunmaktadır.Malesef,bilim dersleri almış olsalarda çoğu insanın bilimin ne olduğu ve nasıl işlediğine dair anlayışı çok sınırlıdır.Oysaki evrim – yaratılış tartışmasında tam da bu anlayışın çok önemli bir yeri vardır.
Popüler inancın aksine,bilim bir olgular toplamı değil doğal fenomenler hakkında bir anlayış edinim sürecidir.Bu süreç,hipotezlerin öne sürüldüğü ve gözlemsel ve deneysel kanıtlarla test edildiği bir süreçtir.Hipotezlerin ”kanıtlanması” gibi konuşmaların aksine bilimcilerin çoğu hipotezlerin mutlak anlamda kanıtlanamayacağı konusunda bilim felsefecileriyle aynı görüştedir.Diğer bir deyişle,bilimciler matematikte olduğu gibi mutlak ve garantili bir kanıt elde edemez.Daha ziyade,var olan verileri o anda en iyi açıklayan hipotez geçici olarak kabul edilir çünkü bu hipotezin değişebileceği,genişleyebileceği ya da yeterli kanıt bulursa ya da henüz düşünülmemiş daha iyi bir hipotez kurgulanabilirse reddedilebileceği görüşü bilimciler arasında egemen görüştür.Bazen gerçekten de tamamen yeni bir “paradigma” eskisinin yerini alır;mesala 1950 lerde levha tektoniği kıtaların yerlerinin sabit olduğu inancının yerini alarak jeolojide devrim yapmıştır.Daha sık rastlanan ise eski hipotezlerin zaman içinde kademeli bir şekilde değişmesi ve genişlemesidir.Söz gelimi modern genetiğe yol açan Mendel’in ayrışım ve bağımsız ayrılma yasaları,bağlantı ve indirgemeli bölünme itkisi (meiotic drive) gibi olaylar keşfedildiğinde değiştirilmiş ama “parçacıklara”(genler) bağlı kalıtımın altında yatan ilke bugün de geçerliliğini korumaktadır.
Bu süreç bilimin en önemli ve değerli özelliklerinden birini yansıtmaktadır:eğer bireysel olarak bilimciler bir hipoteze inanıyor olsalar bile bir grup olarak bilim insanları değiştirilemez bir biçimde kendilerini hiçbir inanca adamayacak ve ikna edici aksine aksine kanıtlar olduğunda bu hipoteze olan inançlarını sürdürmeyeceklerdir.Eğer kanıtlar aksini gösterirse düşüncelerini değiştirmek zorundadırlar ve değiştirirler.Gerçekten de, bilim yerleşik düşüncelerdeki küçük zayıflıkların araştırılmasından oluşmaktadır ve bir bilim insanının şöhretine önemli bir hipotezin yetersiz ya da hatalı olduğunu göstermekten daha fazla katkıda bulunabilecek başarı türü sadece birkaç tanedir.Bu nedenle bilim sosyal bir süreç olarak bir denemedir;inanç ve otoriteyi sorgular ;öne sürülen görüşleri kanıtlar aracılığıyla sürekli bir şekilde test eder.Bilimsel iddialar gerçektende doğal bir seçilim sürecinin ürünleridir çünkü düşünceler (ve bilimciler) birbirleriyle yarış halindedir ve böylece bir bilim alanındaki düşüncelerin toplamı açıklama içeriği ve gücü bakımından sürekli büyür(Hull , 1988). Bilim bu açıdan iddialarını test etmek için kanıtlara başvurmayan,belli inançlara,deney ve gözleme dayanmayan bağlılıklarını sarsmak için kanıtlara izin vermeyen ve doğal dünyayı açıklama kapasitesi artmayan yaratılışçılıktan ayrılır.
Bu nasıl olabilir ? Bir “akıllı tasarım”,yandaşının şöyle dediğini kabul edelim : çok hücreli canlılar tek hücreli canlılarla karşılaştırıldığında o kadar karmaşıktır ki bunlar mutlaka zeki bir tasarımcının müdahalesi sonucu ortaya çıkmıştır.Eğer bu akıllı tasarım yandaşı dünya dışı varlıkların bu işten sorumlu olduğunu iddia etmiyorsa,bu tasarımcı maddi bir varlık değil doğa üstü bir varlık olmak zorundadır.Bu durumda ,bu tasarımcı nedir,canlıları yeni özelliklerle nasıl donattı,bunu yapması ne kadar zaman aldı ve bunu neden yaptı ? Doğa bilimleri en azından bu tür sorulara yanıt vermeyi hayal edebilir (söz gelimi filogenetik aratürleri araştırabiliriz,ilinti özellik farklılıklarını şifreleyecek genlerdeki farklılıkları analiz edebilir,taşıl arayabilir,çok hücreliliğin seçim açısından yararı hakkında deney yapabiliriz).Fakat AT hipotezi bu tür araştırma fikirleri ortaya koyamaz.
Bilimsel araştırma,deneysel ve gözlemsel verilere dayanarak hipotezleri sınamanın bir yolunu bildiğimizi şart koşar.Bilimsel hipotezlerin en önemli özelliği onların –en azından ilkece-test edilebilir olmasıdır.Bazen bir hipotezi doğrudan gözlemle sınayabiliriz,fakat çoğu zaman bir süreci ya da nedeni doğrudan göremeyiz.(örneğin,elektronlar,atomlar,hidrojen bağları,moleküller ve genler doğrudan gözlemlenebilir değildir ve DNA kopyalaması sırasında bir mutasyonun oluşumunu seyredemeyiz).Bu tür süreçleri gözlem ya da deneylerin sonuçlarını çekişen hipotezlerce ortaya atılmış kestirimlerle (prediction) karşılaştırarak çıkarsarız.Bu tür çıkarımlar yapabilmek için,bu süreçlerin doğa yasalarına –belli koşullar geçerliyken belli tür olayların daima meydana geleceğini belirten ifadeler – uyduğunu kabul etmek zorundayız.Diğer bir deyişle bilim (fizik ve kimya yasalarında örneğini gördüğümüz gibi) doğal fenomenlerin tutarlılığına ya da (en azından istatiksel olarak) kestirebilirliğine dayanır.Doğa üstü olay ya da varlıkların kabulü , doğa yasalarının varlığını askıya aldığı ya da ihlal ettiği için bilim bunlar hakkında çıkarımda bulunamaz ve – daha doğrusu – bu tür varlık ve olayları kabul eden hipotezlerin geçerliliğini sınayamaz.
Dinin doğal olaylar hakkında bilimsel,mekanistik bir açıklama sağlayamaması gibi,biliminde doğal fenomenler hakkında olmayan sorulara yanıt veremeyeceğini anlamak önemlidir.Bilimin bize neyi güzel ya da çirkin , iyi ya da kötü,ahlaka uygun ya da ahlak dışı olduğunu söyleyemez.Bilim bize yaşamın anlamının ne olduğunu ve doğa üstü bir varlık olup olmadığını da söyleyemez(bkz. Gould 1999;Pigluicci 2002).
Bilim insanları dünya çapında bir tufanın varlığını ya da dünyanın tüm canlıların yaşının 10.000 yıldan daha az olduğu gibi bazı özel yaratılışçı savları sınayıp yanlışlayabilir ama bilimciler tanrının var olduğunu ya da tanrının herhangi bir şeyi yarattığı gibi hipotezleri sınayamazlar çünkü bu tür hipotezlerin ne gibi oluşumları kestirebileceğini bilemeyiz.(Bu doğaüstü olanıklılıkları kesin olarak yanlışlayabilecek bir gözlem düşünmeye çalışın).Bu nedenle bilim,doğal dünya hakkında açıklamayı arzu ettiğimiz her şeyden doğal nedenlerin sorumlu olduğunu kabul etmek zorundadır.Bu zorunlu olarak METAFİZİK DOĞACILIK – her şeyin gerçekten doğa üstü değil doğal nedeni olduğu ön kabulü – görüşünü kabul ettiğimiz anlamına gelmez ,sadece YÖNTEMSEL DOĞACILIK –bilimsel açıklamalar aradığımızda sadece doğal nedenleri dikkate almamızı söyleyen işlevsel ilke – görüşünü kabul etmeyi gerektirir.Yaratılışcılığın temel iddiası olan “biyolojik çeşitlilik doğa üstü güçlerin bir sonucudur” iddiası ise sınanamaz. Bu “akıllı tasarım” kuramı içinde aynı şekilde doğrudur.Bu kuram bilimin yöntemleri ile değerlendirilemez.
“Hipotez”,”kuram” ve “olgu” gibi terimleri kullandığımız için bunların ne anlama geldiğini anlamamız zorunludur.Hipotez bir önerme,bir kabuldür.1944’den önce,çok az kanıtın desteklediği genetik maddenin DNA olduğu düşüncesi makul bir hipotezdi.1944’den bugüne,destekleyen kanıtlar arttıkça bu hipotez giderek daha da güçlendi.Bugün bu görüşü bir olgu olarak kabul ediyoruz.Basit bir şekilde söyleyecek olursak,olgu kanıtlarla çok fazla desteklenerek artık doğruymuş gibi kabul etmemizde hiçbir sakıncası olmayan bir hipotezdir.Diğer bir deyişle,neredeyse hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde doğru olduğu “kanıtlanmıştır”.Ama sadece “neredeyse”. Yoksa akla gelebilecek herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde kanıtlanmış değildir.
Bilimde kullanıldığı biçimde kuram(teori) ise , desteklenmeyen bir spekülasyon ya da (popüler kullanıldığı biçimde) bir hipotez değildir. Tersine,bir kuram diğer düşünceleri ve hipotezleri kapsayan ve onları bağdaşık bir doku şeklinde ören büyük bir düşüncedir.Kuram,olgun,akıl yürütme ve çok çeşitli gözlemleri açıklayan kanıtlara dayalı birbiriyle bağlantılı bir tümceler bütünüdür.Oxford English Dictionary tarafından verilen tanımlardan biri şudur : “bir grup düşünce ya da olayın açıklamasını sağlayan düşünce ve ifadeler bütünü;…bilinen ya da gözlenen bir şeyin genel yasaları,ilkeleri ya da nedenleri olarak bilinen bir anlatım”. Böylece atom kuramı,kuantum kuramı ve levha tektoniği kuramı sadece spekülasyon ya da fikirler değil,çok çeşitli kuralları açıklayan ve kuvvetli bir şekilde desteklenen düşüncelerdir.Biyolojide birkaç kuram vardır ve kesinlikle evrim bunlardan en önemli olanıdır.
Bu durumda evrim bir olgu mudur yoksa kuram mı ? Bu tanımların ışığı altında evrim bilimsel bir olgudur.Diğer bir deyişle,ortak atalardan değişim yoluyla tüm türlerin türeyişi 150 yılda çok sayıda kanıtla desteklenmiş ve tüm testleri başarıyla geçmiş bir hipotezdir,yani bir olgudur.Fakat evrimsel değişimin tarihçesi,canlıların geçirdiği(mutasyon,seçilim,genetik sürüklenme,gelişimsel sınırlamalar vb. hakkındaki) çeşitli değişimleri açıklayabilen bir ifadeler bütünü olan evrim kuramı tarafından açıklanır.
Canlıların çeşitliliği ve özellikleri için sunulan yaratılışcı açıklamalar bilimin yöntemleri ile değerlendirilemeyeceğinden bu görüşe bilim sınıflarında “eşit süre” verilmemelidir.Ayrıca bilimsel olmayan ya da yanlışlığı gösterilmiş olan hipotezlere de eşit süre verilmemelidir.Kimya öğretmenleri simya –kurşun gibi bir elementin büyü yoluyla altın gibi başka bir elemente dönüştürülebileceği hakkındaki eski bir düşünce – öğretmez ve öğretmemelidir ; yerbilimleri sınıfları Yerküre’nin düz olduğu hipotezinden bile söz etmemelidirler;tarih ve psikoloji öğretmenleri tarihsel olayları ya da kişilik özelliklerini açıklayan astrolojiyi dikkate almamalıdır – her e kadar bu tür bilim dışı düşüncelere inanan insanlar varsa da.İdeal demokrasi bazen yanlış olan ve tamamen pratik nedenlerle bu şekilde anlamamızın zorunlu olduğu düşünceleri kapsayacak kadar genişletilemez.Günlük hayatta,doğa üstü değil doğal açıklamaları benimser onlara göre yaşarız.1962’de Massachussets eyaletinin Salem kasabasında insanları cadılıktan mahkum etmiş Püritanlar’dan farklı olarak biz,artık bir kişinin cadının büyüsünden etkileneceği ya da şeytani güçlerce ele geçirebileceği düşüncelerini ciddiye almayız.Bir suçlu “Şeytan benim bunları yapmama neden oldu” diyerek serbest kalabilseydi bu bizi çileden çıkarırdı.Kaderinin tanrı tarafından belirlendiğine canı gönülden inanmış birisi bile uçağın motorları çalışmasaydı paniğe kapılırdı.Bilimsel açıklamalara bağlı yaşıyoruz ve bilimin kendisini kanıtlamış olduğunu biliyoruz-çükü bilim işe yarar.

PALME YAYINCILIK 1.BASKI
Evrim – Douglas J.Futuyma
Çeviri Editörleri :
Prof.Dr.AYKUT KENCE
Prof.Dr.A.NİHAT BOZCUK
Bölüm : 22
Sayfa 525 – 526 - 527
17  Biyoloji / Evrim / Ynt: Sizce ilk canlı nerede ve nasıl meydana geldi? : Mayıs 07, 2008, 06:59:34 ÖS
Canlılığın gelgit olayının yaşandığı kıyılarda ortaya çıktığını daha sonra okyanusa kaydığını düşünüyorum,
18  Biyoloji / Evrim / Ynt: Neden Bilim? Neden Evrim? : Nisan 30, 2008, 08:14:17 ÖS




Doğal seçilim yoluyla evrim, Charles Darwin'in yaşamını adadığı çalışmanın belkemiğini oluşturan kavram, bir kuram. Yeryüzündeki canlılar arasındaki uyum, karmaşıklık ve çeşitliliğin kökenine ilişkin bir kuram. Bu anlamda, Albert Einstein'ın tanımladığı şekliyle görelilik de sadece bir kuram. Kopernik'in 1543'te ortaya attığı, Güneş'in Dünya'nın değil, Dünya'nın Güneş'in çevresinde döndüğü yolundaki görüş bir kuram. Kıtaların kayması, bir kuram. Peki atomların varlığı, yapısı ve dinamiğine ne ad veriliyor? Atom kuramı. Hatta elektrik dahi, elektron denilen, şimdiye dek hiç kimsenin görmediği yüklü taneciklere dayalı kuramsal bir yapı. Bu kuramların her biri, gözlem ve deney yoluyla, konunun uzmanlarınca gerçek olarak kabul edildikleri bir düzeyde doğrulanmış açıklamalar. Bilim insanlarının kuram derken kastettiği, kanıtlara uyan, açıklanabilir bir söylem. Ancak bu tür bir açıklamayı da güvenle, ama koşullu kabul ediyor; en azından ciddi biçimde çelişen birtakım veriler ya da daha iyi bir açıklama ortaya çıkana dek onu gerçeğe ilişkin eldeki en iyi görüş olarak benimsiyorlar.

Ve bizler de genellikle bu açıklamaları kabul ediyoruz. Televizyonlarımızın fişini duvardaki küçük prizlere takıyor, bir yıllık zaman dilimini Dünya'nın yörüngesine göre ölçüyor ve diğer pek çok açıdan da yaşamımızı bu kuramların güvenilir gerçekliklerine dayalı olarak sürdürüyoruz.

Bununla birlikte evrim kuramı diğerlerinden biraz farklı. Bu, öylesine olağandışı ve kapsamlı bir yaşam görüşü ki, destekleyici kanıt sayısının çokluğuna karşın bazı insanlar onun kabul edilemez olduğunu düşünüyor. Ve kendi türümüz Homo sapiens 'e uygulandığı haliyle daha da büyük bir tehdit gibi algılanabiliyor.

           




Makalenin tamamını National Geographic dergisinin sayfalarında bulabilirsiniz.

Alıntı Kaynağı : http://www.nationalgeographic.com.tr/ngm/konu.asp?Konu=4&Yil=04&Ay=11
19  Biyoloji / Evrim / Ynt: Evrim ve Yaradılış tezlerinin savunulmasında yapılan gramatik yanlışlar. : Nisan 05, 2008, 07:25:46 ÖS
Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür bir düşünce ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Anlayışınızıa ve nezaketinize teşekür ederim.Paylaşımlarınızın sürmesi dileğiyle.

Saygılarımla.
20  Biyoloji / Evrim / Ynt: Evrim ve Yaradılış tezlerinin savunulmasında yapılan gramatik yanlışlar. : Nisan 05, 2008, 06:53:11 ÖS
Yazdıklarımı size cevap olarak değilde konuya fikrimi belirtmek üzere yazdım. Yaradılış ile bulunduğum ithamlarda da sizi kastetmedim.Zannediyorum ki sizin yazdıklarınızın peşinden hemen böyle bir fikir beyan etmem bir yanlış anlaşılmaya sebep olmuş.Yazıdaki ithamları yaradılışı bilimsel bir görüş olarak sunmaya çalışanları kastederek yazdım.Örneğin son cümle
Alıntı
Yaradılış görüşünü din derslerinde okutabilirsiniz tartışabilirsiniz ama biyoloji de bir teori olarak insanlığın önüne seremezsiniz.
Cümledeki "seremezsiniz" kelimesi sanki bu yazdıklarımı size yazmışım gibi gösteriyor. Bu noktayı düzeltmek isterim.

Saygılarımla...
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 12
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Joomla Bridge by JoomlaHacks.com



Powered by  MyPagerank.Net
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM