<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>BiyoWeb Blog</title>
	<atom:link href="http://www.biyoweb.net/blog/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.biyoweb.net/blog</link>
	<description></description>
	<pubDate>Wed, 21 May 2008 23:09:37 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Arılar</title>
		<link>http://www.biyoweb.net/blog/arilar-180.html</link>
		<comments>http://www.biyoweb.net/blog/arilar-180.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 May 2008 23:09:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>wizox</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilgiler]]></category>

		<category><![CDATA[Apoidea]]></category>

		<category><![CDATA[Arı]]></category>

		<category><![CDATA[Arı sütü]]></category>

		<category><![CDATA[Bal]]></category>

		<category><![CDATA[Petek]]></category>
<category>Apoidea</category><category>Arı</category><category>Arı Sütü</category><category>Bal</category><category>Petek</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyoweb.net/blog/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[
Arı, zar kanatlılar takımına ait Apoidea familyasını oluşturan tüm böcek türlerine verilen addır.
Zar kanatlıların özelliği; içinde enine ve boyuna damarcıklar bulunan ve iki çift saydam zar şeklinde kanatlarının olmasıdır. Arıların vücudu baş, göğüs ve karın olmak üzere üç kısımdan meydana gelir. Vücutları yumuşak yapıdaki yoğun bir kıl örtüsüyle kaplıdır.
Baş; Başta gözler, duyargalar ve beslenme organları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.arisutu.net/components/com_datsogallery/sub_wm.php?src=/home/arisutu/public_html/components/com_datsogallery/img_pictures/resim2_20071221_1092522236.jpg" alt="" width="309" height="251" /></p>
<p><strong>Arı</strong>, <a class="mw-redirect" title="Zar kanatlılar" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Zar_kanatl%C4%B1lar">zar kanatlılar</a> <a title="Takım" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tak%C4%B1m">takımına</a> ait <a class="new" title="Apoidea (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Apoidea&amp;action=edit&amp;redlink=1">Apoidea</a> familyasını oluşturan tüm <a title="Böcek" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%B6cek">böcek</a> türlerine verilen addır.</p>
<p>Zar kanatlıların özelliği; içinde enine ve boyuna damarcıklar bulunan ve iki çift saydam zar şeklinde kanatlarının olmasıdır. Arıların vücudu baş, göğüs ve karın olmak üzere üç kısımdan meydana gelir. Vücutları yumuşak yapıdaki yoğun bir kıl örtüsüyle kaplıdır.<span id="more-180"></span><br />
<strong>Baş</strong>; Başta gözler, duyargalar ve beslenme organları bulunur. Baş vücudun ikinci kısmı olan göğüse ince oynak bir boyunla bağlıdır. Göğüs ve karın segment denilen halkalardan oluşmaktadır.</p>
<p>Arının petek şeklinde bir çift bileşik ve üç adet basit <a class="mw-redirect" title="Göz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6z">gözü</a> vardır. Basit gözlerin her biri binlerce küçük üniteden oluşmaktadır. Bileşik göz ana arıda 3.000, işçi arıda 4.000 ve erkek arıda 8.000&#8242;den fazla basit gözün birleşmesinden meydana gelmiştir.</p>
<p>Başta bir çift duyarga bulunmaktadır. Bunlar koku, tat ve dokunma hissetme duyularını sağlarlar. Duyargalar içerisinde bulunan sinir uçları sayesinde duyularına ek olarak rüzgar hızını ve hava sıcaklığını da algılayabilmektedirler. Arıların duyargaları o kadar hassastır ki 2 km mesafeden balın kokusunu alırlar.</p>
<p>Arıların ağız yapısı; üst <a class="new" title="Dudak (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Dudak&amp;action=edit&amp;redlink=1">dudak</a>, üst <a title="Çene" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ene">çene</a>, alt çene ve alt dudak olmak üzere dört kısımdan meydana gelir. Dil 6-7 mm arasındadır ve arı ırkına göre değişir.</p>
<p><img src="http://www.arisutu.net/components/com_datsogallery/sub_wm.php?src=/home/arisutu/public_html/components/com_datsogallery/img_pictures/resim14_20071221_1412392384.jpg" alt="" width="270" height="270" /></p>
<p>Baş iç yapı itibariyle de önemli salgıların yapıldığı kısımdır. İşçi arıların yutak üstü <a class="mw-redirect" title="Salgı" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Salg%C4%B1">salgı</a> bezleri genç yaşta <a title="Arı sütü" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ar%C4%B1_s%C3%BCt%C3%BC">arı sütü</a>, daha ileriki yaşlarda baldaki <a class="new" title="Sakaroz (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Sakaroz&amp;action=edit&amp;redlink=1">sakarozu</a> parçalayan enzimler salgılarlar. Çenede bulunan bezler ana arıda ana arı feremonunu, işçi arılarda ise alarm feremonunu salgılamaktadır.</p>
<p><strong>Göğüs</strong> arının hareket merkezidir. Dört adet segmentten meydana gelmiştir, bunların üzerinde üç çift bacak ve iki çift <a title="Kanat" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanat">kanat</a> bulunmaktadır. Arının orta bacakları üzerinde <a title="Polen" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Polen">polen</a> fırçası denilen sert tüyler bulunur. Bunlar <a class="mw-redirect" title="Çiçekler" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87i%C3%A7ekler">çiçeklerde</a> bulunan polenin göğüsten ve ön bacaklardan arka bacaklara aktarılmasını ve arka bacaklarda bulunan polen sepetine toplanmasını sağlar. Bu polen sepetçikleri polenin kovana taşınması görevini görmektedir. Kanatlar kitinleşmiş damarlarla desteklenmiş çok ince zar şeklindedir. İki çifttir. Uçuşta arka kanatlar daki kanca sayesinde ikisi birlikte çalışır, uçuşu ve uçuşu yönlendirmeyi de sağlarlar. Arının uçuş sırasındaki hızı saatte 50 km.&#8217;ye yaklaşır.</p>
<p><strong>Karın</strong> (Abdomen), ergin arıda 9 segmentten oluşur ve mide, bağırsak ve üreme organları gibi iç organlarla balmumu bezleri ve iğne bulunur. Segmentlerde bulunan sağlı-sollu bir çift mum salgı bezi (balmumu aynası) işçi arıların <a title="Balmumu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Balmumu">balmumu</a> yapma döneminde kalınlaşarak mum salgılama yeteneğini kazanmaktadırlar. Sıvı olarak aynalar üzerine salgılanan mumlar, mum ceplerinde katılaşarak küçük pulcuklar halini alır. Arılar zincirleme birbirine tutunarak özel hareketlerle balmumu sızdırmaktadırlar. Ayaklar yardımıyla ağza götürülen balmumu pulcukları orada yumuşatılarak yoğrulmakta ve böylece petek gözlerinin yapımında kullanılmaktadır. Mum örme dönemini tamamlayan işçi arılarda mum salgı bezleri tahrip olur ve birer sıra hücre tabakasına dönüşür.</p>
<p><img src="http://www.arisutu.net/components/com_datsogallery/sub_wm.php?src=/home/arisutu/public_html/components/com_datsogallery/img_pictures/resim0_20071221_1347594631.jpg" alt="" width="365" height="278" /></p>
<p>İşçi arıların 7. abdominal segmentinin (karın halkası)iç yüzeyinde ve sırt plakasının ön kenarına yakın kısmında büyük hücrelerden oluşan koku bezi (nasanof bezi) bulunmaktadır.</p>
<p>İşçi arılar ve ana arıda abdomenin (karın) sonunda iğne bulunmaktadır. İğne, iğne odacığından çıkan ince, sivri uçlu bir savunma organıdır. Bu iğne bir zehir kesesine bağlıdır. İşçi arıların iğnesi geriye çentiklidir; bu yüzden işçi arılar birisini sokmak üzere iğnesini batırdığında geri çekemez. Çentikler testere ağzını andıran çıkıntılar olup bu çıkıntıların sivri uçları iğnenin batış yönünün tersine yöneliktir. Bu nedenledir ki arılar kendi hayatını tehlikede görmediği sürece insanı sokmaz. Arıların sokması savunmalarının en son safhasıdır; önce sesle uyarırlar, daha sonra toplu halde gürültü yaparlar, hâlâ tehlike hissederlerse hızla tehlike gelen yere doğru uçup çarparak korkutmaya çalışırlar; olmadı en son sokarlar. (Arının iğnesi böceklere karşı savunma olduğundan sert kabukdan çıkabilir, insan ve hayvan etinden çıkmaz. İğnesi bağırsaklara bağlı olduğundan iç organları parçalanır ve ölür.)</p>
<h2><span class="mw-headline">Arıların faydaları</span></h2>
<p>Yaklaşık 5 bin yıldır birçok hastalığa karşı tedavi amaçlı kullanılan arıların can yakan zehri, son yıllardaki bilimsel çalışmalarla kanser için de umut oldu. Mısır apiterapi Ulusal Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Gaffar Hegezi, Çukurova Üniversitesi&#8217;nce düzenlenen <em>Türkiye 3. Arıcılık Kongresi</em>ne katılmak üzere geldiği Adana&#8217;da, zehir dahil tüm arı ürünlerinin, ülkesinde 5 bin yıldır tedavi amaçlı kullanıldığını söyledi. Hegezi, başta ABD, Kanada, Japonya, Çin olmak üzere birçok ülkenin günümüzde arı ürünleriyle tedaviye büyük önem verdiğini belirtti.Prof. Dr. Hegezi, apiterapi (arı ürünleriyle tedavi) konusunda çok sayıda bilimsel çalışma yapıldığını, arı ürünlerinin tablet, iğne , sprey, krem ve benzeri şekillerde ilaç formunda üretilmeye başlandığını vurguladı.Hegezi, arı zehrinin nörolojik ve fiziksel kökenli birçok hastalığın tedavi edilmesinde etkin olduğunu belirtti: <em>Arı zehri kan dolaşımını düzenler, bakterileri öldürür, cildi gençleştirir, mide suyunu artırır. Radyasyona karşı koruyucu etkisi vardır. Tansiyonu düşürür, hücreleri yeniler. Kalp, damar hastalıklarının tedavisinde büyük yararlar sağlar. &#8220;Son yıllarda çeşitli kanser tipleri tedavisinde arı zehri uygulamaları umut verici sonuçlar ortaya koymuştur.</em></p>
<p>wikipedia</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.biyoweb.net/blog/?p=180&amp;akst_action=share-this"  title="Bu yazıyı arkadaşınızla paylaşın, del.icio.us gibi sosyal imleme sitelerine ekleyin." id="akst_link_180" class="akst_share_link" rel="nofollow">Bu Yazıyı Paylaşın</a>
</p><br /><strong>Etiketler:</strong> <a href="http://www.biyoweb.net/blog/category/bilgiler" title="Browse for Bilgiler" rel="tag">Bilgiler</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Apoidea/" title="Browse for Apoidea" rel="tag">Apoidea</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Ar%C4%B1/" title="Browse for Arı" rel="tag">Arı</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Ar%C4%B1-S%C3%BCt%C3%BC/" title="Browse for Arı Sütü" rel="tag">Arı Sütü</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Bal/" title="Browse for Bal" rel="tag">Bal</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Petek/" title="Browse for Petek" rel="tag">Petek</a><p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6746693496892091";
/* 250x250, oluşturulma 26.02.2008 */
google_ad_slot = "7004751398";
google_ad_width = 250;
google_ad_height = 250;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p> ]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyoweb.net/blog/arilar-180.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kelebekler</title>
		<link>http://www.biyoweb.net/blog/kelebekler-178.html</link>
		<comments>http://www.biyoweb.net/blog/kelebekler-178.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Apr 2008 01:06:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>wizox</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilgiler]]></category>

		<category><![CDATA[Hesperioidea]]></category>

		<category><![CDATA[Insecta]]></category>

		<category><![CDATA[Kelebekler]]></category>

		<category><![CDATA[Lepidoptera]]></category>

		<category><![CDATA[Papilionoidea]]></category>

		<category><![CDATA[Pulkanatlılar]]></category>

		<category><![CDATA[Tırtıl]]></category>
<category>Hesperioidea</category><category>Insecta</category><category>Kelebek</category><category>Lepidoptera</category><category>Papilionoidea</category><category>Pulkanatlılar</category><category>Tırtıl</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyoweb.net/blog/?p=178</guid>
		<description><![CDATA[
Kelebek, böceklerin, pulkanatlılar veya kelebekler (Lepidoptera) takımının kanatlı fertlerine verilen genel ad. 150.000 kadar türü bilinmektedir.
Vücutları kiremit dizilişi şeklinde renkli pullarla örtülüdür. Pullar, uçları yassılaşarak genişlemiş kıllardır. Ufak sarsıntılarda koparlar. İki çift olan kanatlarının büyüklüğü türlere göre değişir. Pek az türde ve bazı türlerin dişilerinde kanat bulunmaz. Emici tipteki ağız parçaları hortum şeklindedir. Kullanılmadığı zamanlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/3/32/Greta.morgane.jpg/800px-Greta.morgane.jpg" alt="" width="397" height="296" /></p>
<p><strong>Kelebek</strong>, <a title="Böcek" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%B6cek">böceklerin</a>, pulkanatlılar veya kelebekler (Lepidoptera) takımının kanatlı fertlerine verilen genel ad. 150.000 kadar <a title="Tür" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCr">türü</a> bilinmektedir.</p>
<p>Vücutları kiremit dizilişi şeklinde renkli pullarla örtülüdür. Pullar, uçları yassılaşarak genişlemiş kıllardır. Ufak sarsıntılarda koparlar. İki çift olan kanatlarının büyüklüğü türlere göre değişir. Pek az türde ve bazı türlerin dişilerinde kanat bulunmaz. Emici tipteki ağız parçaları hortum şeklindedir. Kullanılmadığı zamanlar bu hortum başın alt tarafında helezon biçiminde kıvrılır. <a class="new" title="Balözü (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bal%C3%B6z%C3%BC&amp;action=edit&amp;redlink=1">Balözü</a> emerler. Çiçeklerin balözünün tadını ayaklarıyla alırlar. Tat alma cisimcikleri ayaklarına yerleşmiştir. Ayaklarıyla çiçeğin suyunu kontrol ederler. Beğendikleri takdirde kıvrılı duran hortumlarını uzatarak emerler.<span id="more-178"></span></p>
<p>Ağız organları, yalnız çiçek tozu (<a title="Polen" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Polen">polen</a>) ile geçinen &#8220;Micropterygidae&#8221; kelebek familyasında çiğneyicidir. Tüylü başlarında büyükçe iki petek göz ve çoğunda iki nokta (osel) göz bulunur.</p>
<p>Kelebekler faaliyet durumlarına göre gece ve gündüz kelebekleri olarak iki gruba ayrılırlar. Gece kelebekleri kalın ve ağır vücutlarıyla alaca karanlıkta veya gece uçarlar. İnce kıl gibi olan antenlerinin ucu sivridir. Bazı türlerde antenlerde birer dizi tüy bulunduğundan tarak görünümündedirler. Genellikle renkleri mattır. Hızlı uçucudurlar.</p>
<p>Gündüz kelebekleri gece istirahat edip, gündüz uçarlar. İnce ve hafif vücutludurlar. Anten uçları topuzludur. Kanatları gâyet güzel renk ve desenlerle süslüdür. Uçuşları yavaştır. Bir yere konduklarında kanatlarını yukarıya dik tutarlar. Gece kelebekleri ise dinlenme hâlinde kanatlarını çatı gibi gövdelerinin üzerine kapatırlar veya tamâmen açık bırakırlar. Bu kâideler bütün kelebekler için geçerli değildir. Meselâ; Skiperler pervâne olmadığı halde antenleri incedir. Vücutları kalın ve renkleri mattır. Gündüz uçarlar. Çoğunlukla pervanelerle karıştırılırlar.</p>
<p><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/e/e2/Butterfly-green_black.jpg/800px-Butterfly-green_black.jpg" alt="" width="425" height="283" /></p>
<p>Gece kelebeklerinin işitme ve koku alma duyuları da çok hassastır. Bazı türlerin erkekleri, 5 km uzaktaki dişinin kokusunu alabilirler. Gündüz kelebeklerinin duyargaları (anten) çıplak olduğundan bu hassaslıktan mahrumdurlar.</p>
<p>Kelebeklerde çoğalma yumurta ile olur. Kelebek yumurtaları yarım küre, küre, silindir ve iğ şeklindedir. Dişileri yumurtalarını tek tek veya gruplar halinde <a title="Ağaç" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/A%C4%9Fa%C3%A7">ağaç</a> kabukları veya <a title="Yaprak" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yaprak">yapraklar</a> üzerine yapıştırarak bırakırlar. Bazıları da üst üste yapıştırarak kuleler meydana getirir. Bazıları yumurtaların üzerini vücutlarından kopardıkları kıllarla bir kürk gibi kapatırlar. Kışı geçirmek zorunda kalan yumurtalar “Korion” denen sert bir kabukla örtülüdür. Yumurtadan çıkan larvalara “tırtıl” adı verilir. Kışı genellikle tamamen gelişmiş olarak yumurta kabuğu içinde geçirir. İlkbaharda her yer yeşermeye başlayınca kabuğunu yırtarak besin aramaya çıkar. Dişi kelebekler yumurtlarken özellikle tırtılların beslendiği <a class="mw-redirect" title="Bitki" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bitki">bitki</a> türlerinin üzerine veya yakınına yumurtalarını bırakırlar.</p>
<p>Tırtıllarda üç çift göz ve 2-5 çift karın bacağı bulunur. Ağız parçaları ısırıcı çiğneyicidir. Alt dudağa dökülen ipek salgı bezleri vardır. Oburca beslenen tırtıllar, 4-5 defa deri değiştirirler. Normal iriliğe ulaşınca ipek salgısı ile kendilerine koza örerler.</p>
<p>Koza içinde erginin şekillendiği pupa durumuna geçer. Bir müddet sonra pupa kabuğunu yırtar ve kozadan genç ergin yeni kelebek ortaya çıkar. Fakat hemen uçamaz. Kanatlarındaki damarların kanla dolması ve kuruyarak güçlenmesi için birkaç saat beklemesi gerekir. Bazı erginlerin ömrü 24 saat, bir kısmının 1-2 aydır. Hayatları birkaç mevsim sürenler kış uykusuna yatar veya daha sıcak bölgelere göç ederler. Bunlar yüzlerce kilometrelik yolu uçabilecek güçtedir. <a title="İngiltere" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ngiltere">İngiltere</a>’de yaygın bir tür, havalar soğumaya başlayınca Kuzey <a title="Afrika" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Afrika">Afrika</a>’ya göç eder. Kuşların aksine kelebeklerin göçü tek yönlüdür. <a class="mw-redirect" title="Amerika" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Amerika">Amerika</a>’da yaşayan bir çeşidin dışında hiçbiri geri dönmez.</p>
<p>Bazı kelebekler zehirlidir. Bunlar çok yavaş uçar ve göz kamaştırıcı parlak renklere sahiptir. Bu renkler düşmalarına karşı bir ikaz işaretidir. Böcekçil hayvanlar bunları yemekten çekinirler. Bazı kelebekler de, sahte kafa işaretleri, kanatlarındaki <a class="mw-redirect" title="Göz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6z">göz</a> işaretleriyle ve antene benzeyen kuyruk uzantılarıyla düşmanlarını şaşırtarak kendilerini korurlar. Bu işaretlere aldanan avcı hayvanlar, kelebeğin öldürücü olmayan kısmına saldırır. Yırtık kanatlı bir kelebek hayatını sürdürebilir. Birçokları da kondukları yerlerde tamamen kamufle olabilirler. Kuru yaprak görünümündeki bazı kelebekleri kondukları yerden ayırdedebilmek çok zordur.Ayrıca çiçekteki bizim çıplak gözle göremediğimiz bir ışık vardır.Bu ışık sazesinde kelebekler çiçeği görür.</p>
<p><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/4/47/Butterfly_Luc_Viatour.JPG/799px-Butterfly_Luc_Viatour.JPG" alt="" width="409" height="271" /></p>
<p><a class="new" title="Lycaenidae (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Lycaenidae&amp;action=edit&amp;redlink=1">Lycaenidae</a> familyasından <a class="new" title="Çok gözlü mavi kelebek (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C3%87ok_g%C3%B6zl%C3%BC_mavi_kelebek&amp;action=edit&amp;redlink=1">Çok gözlü mavi kelebek</a> <em>(Polyommatus icarus)</em></p>
<p><strong>Gece Kelebekleri</strong></p>
<ul>
<li><span class="new">Hesperioidea</span></li>
<li><span class="new">Papilionoidea</span></li>
</ul>
<p><strong>Gündüz Kelebekleri</strong></p>
<ul>
<li><span class="new">Acanthopteroctetoidea</span></li>
<li><span class="new">Aluctoidea</span></li>
<li><span class="new">Axioidea</span> vs vs&#8230;</li>
</ul>
<p>Kaynak: wikipedia</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Bazı linkler:</strong></span></p>
<p><a href="http://www.leptr.110mb.com/index.htm" target="_blank">Türkiyenin kelebekleri</a></p>
<p><a href="http://www.ailemveben.com.tr/hayatin_icinden/hayvanlar_alemi/00435/" target="_blank"> Doğanın harika böcekleri: Kelebekler</a></p>
<p><a href="http://www.populerbilgi.com/hayvanlar/kelebek.php" target="_blank">Kelebekler</a></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.biyoweb.net/blog/?p=178&amp;akst_action=share-this"  title="Bu yazıyı arkadaşınızla paylaşın, del.icio.us gibi sosyal imleme sitelerine ekleyin." id="akst_link_178" class="akst_share_link" rel="nofollow">Bu Yazıyı Paylaşın</a>
</p><br /><strong>Etiketler:</strong> <a href="http://www.biyoweb.net/blog/category/bilgiler" title="Browse for Bilgiler" rel="tag">Bilgiler</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Hesperioidea/" title="Browse for Hesperioidea" rel="tag">Hesperioidea</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Insecta/" title="Browse for Insecta" rel="tag">Insecta</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Kelebek/" title="Browse for Kelebek" rel="tag">Kelebek</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Lepidoptera/" title="Browse for Lepidoptera" rel="tag">Lepidoptera</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Papilionoidea/" title="Browse for Papilionoidea" rel="tag">Papilionoidea</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Pulkanatl%C4%B1lar/" title="Browse for Pulkanatlılar" rel="tag">Pulkanatlılar</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/T%C4%B1rt%C4%B1l/" title="Browse for Tırtıl" rel="tag">Tırtıl</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyoweb.net/blog/kelebekler-178.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Katil Tırtıllar</title>
		<link>http://www.biyoweb.net/blog/katil-tirtillar-177.html</link>
		<comments>http://www.biyoweb.net/blog/katil-tirtillar-177.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Apr 2008 22:40:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>wizox</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilgiler]]></category>

		<category><![CDATA[Eupithecia]]></category>

		<category><![CDATA[Karınca]]></category>

		<category><![CDATA[Polyrachis queenslandica]]></category>

		<category><![CDATA[Tırtıl]]></category>

		<category><![CDATA[wildei]]></category>
<category>A. wildei</category><category>Eupithecia</category><category>Karınca</category><category>Polyrachis queenslandica</category><category>Tırtıl</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyoweb.net/blog/?p=177</guid>
		<description><![CDATA[
Ölümcül hızı ve amansız kavrayışı ile bu tırtıl (henüz adı verilmemiş bir eupithecia türü) Hawaii&#8217;de okkalı bir meyve sineğini yakalayıp mideye indiriyor. Ender de olsa, etobur tırtıllar avlarını yakalamaya yarayan bir dizi olağanüstü yetenek geliştirmiştir.
Koruyucu tabaka, baştan çıkarıcı koku, kamuflaj; bunlar etobur tırtılların kullandığı fiziksel ve davranışsal araçlardır. Hawaii’de bir ağaç kabuğunu andırarak avlanabilir, Danimarka’da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.nationalgeographic.com.tr/ngm/0306/images/konu2_b.jpg" alt="" width="458" height="310" /></p>
<p><span class="arialredtextbig">Ölümcül hızı ve amansız kavrayışı ile bu tırtıl (henüz adı verilmemiş bir eupithecia türü) Hawaii&#8217;de okkalı bir meyve sineğini yakalayıp mideye indiriyor. Ender de olsa, etobur tırtıllar avlarını yakalamaya yarayan bir dizi olağanüstü yetenek geliştirmiştir.</span><span id="more-177"></span></p>
<p>Koruyucu tabaka, baştan çıkarıcı koku, kamuflaj; bunlar etobur tırtılların kullandığı fiziksel ve davranışsal araçlardır. Hawaii’de bir ağaç kabuğunu andırarak avlanabilir, Danimarka’da yeraltında karıncalar tarafından şımartılarak yaşarlar. Avustralya’daki bir türü ise yuvalarına saldırdığı yeşil ağaç karıncalarının yumurtasını yer. Avına gösterdiği arzu olağandışıdır: Bilinen 160.000 kadar kelebek ve güve türünün yüzde birden azı etle beslenir; genelde yumuşak gövdeli böcek ve örümcek yerler. Bazıları önceleri belli bir bitki türü ile beslenip daha sonra belli bir böcek türünü yemeye başlar. Karmaşık yaşam döngüleri yüzünden bu nadir etoburlar yok olma tehlikesi altında.</p>
<p>Hawaii&#8217;nin bilinen 20 Eupithecia türü, ortamla fark edilmeyecek biçimde iç içe geçmiş durumda. Kimileri dökülmüş yaprakların benekleri, liken ya da yosuna benziyor. Dünyada yüzlerce Eupithecia türü olmasına karşın, çoğu özellikle çiçek ve meyvelerle besleniyor. Evrimin ilginç bir sapması olsa gerek, Hawaii, bu türün etobur olarak yaşadığı tek yer.</p>
<p><span style="color: #800000;">Asit fışkırtan karıncalar olduğunu kim hayal edebilirdi ki?</span><br />
Ama gerçekten var. Avustralya’daki bu karıncalar, Arhopala wildei denen etobur tırtıllara için yaşamsal önemdeler. Bu tırtıllar, adları savunmaya yönelik özel davranışlarından gelen çıngıraklı karıncaların (Polyrachis queenslandica) yumurtalarıyla beslenirler. Aslında asitlerini karınlarından püskürtüyor olmalarına karşın, bu karıncalar bir tehditle karşılaştıklarında karınlarını bir yaprak ya da yuvaya hafifçe vururlar. Bir yuvadaki çok sayıda karınca bu vurma hareketini yaptığında, hatırı sayılır derecede yüksek bir çıngırak sesi duyulur, adları da buradan gelir. Ağaçlar arasında rahatça dolaşan bu ses ve titreşimler, koloniyi tehlike konusunda uyarır. Yuvada bir karışıklık varsa, çıngıraklı karıncalar yumurtalarını alıp, güvenli bir yere taşırlar. A. wildei tırtılları, İleriki aşamalarda bu davranışı taklit edecek biçimde evrim geçirip, karıncaların vurma sesini çıkarabilirler. Bu davranış ayrıntılı olarak incelenmemiş olsa da bu uyarı seslerini çıkarmanın karınca yuvasının güvenliğini artırabileceği, bu yüzden de karıncalarla yaşayan A. Wildei larvaları için daha fazla koruma sağladığı varsayılmaktadır. Karıncalar kendi yumurtalarını taşırken, tırtıl larvaları da yuvanın güvenli yerlerine aktarılır.</p>
<p><img src="http://www.nationalgeographic.com.tr/ngm/0306/images/konu2_mercek3_b.jpg" alt="" width="460" height="312" /></p>
<p><img src="http://www.nationalgeographic.com.tr/ngm/0306/images/konu2_mercek4_b.jpg" alt="" width="370" height="545" /></p>
<p><img src="http://www.nationalgeographic.com.tr/ngm/0306/images/konu2_mercek5_b.jpg" alt="" width="411" height="278" /></p>
<p><span style="color: #800000;"><span class="arialredtextbold">İlgili Linkler</span></span><br />
Avustralya Karıncaları<br />
<a href="http://www.ento.csiro.au/science/ants/default.htm" target="_blank">www.ento.csiro.au/science/ants/default.htm</a><br />
Avustralya karıncaları ve yaşadıkları ortam hakkında daha fazla bilgi edinin.</p>
<p>Amazon Papağanları - Vahşi Doğada Yaşam<br />
<a href="http://www.sneakerfish.com/parrots" target="_blank">www.sneakerfish.com/parrots</a><br />
Bilim adamı Mike Schindlinger&#8217;in üzerinde çalıştığı diğer projelere göz atın.</p>
<p><span style="color: #800000;"><span class="arialredtextbig">Kaynakça</span></span><br />
Braby, M. F. &#8220;Avustralya Kelebekleri: Kimlikleri, Biyolojileri ve Dağılımları (Butterflies of Australia: Their Identification, Biology and Distribution.)&#8221; CSIRO Publishing, Melbourne, 2000.<br />
Common, I. F. B. ve D. F. Waterhouse. &#8220;Avustralya Kelebekleri (Butterflies of Australia,)&#8221; 2. baskı. Angus and Robertson, 1981.<br />
Zimmerman, E. C. &#8220;Hawaii Böcekleri (Insects of Hawaii,)&#8221; Cilt 1, Giriş (Vol. 1, Introduction.) University of Hawaii Press, 1948.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.biyoweb.net/blog/?p=177&amp;akst_action=share-this"  title="Bu yazıyı arkadaşınızla paylaşın, del.icio.us gibi sosyal imleme sitelerine ekleyin." id="akst_link_177" class="akst_share_link" rel="nofollow">Bu Yazıyı Paylaşın</a>
</p><br /><strong>Etiketler:</strong> <a href="http://www.biyoweb.net/blog/category/bilgiler" title="Browse for Bilgiler" rel="tag">Bilgiler</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/A.-wildei/" title="Browse for A. wildei" rel="tag">A. wildei</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Eupithecia/" title="Browse for Eupithecia" rel="tag">Eupithecia</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Kar%C4%B1nca/" title="Browse for Karınca" rel="tag">Karınca</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Polyrachis-queenslandica/" title="Browse for Polyrachis queenslandica" rel="tag">Polyrachis queenslandica</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/T%C4%B1rt%C4%B1l/" title="Browse for Tırtıl" rel="tag">Tırtıl</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyoweb.net/blog/katil-tirtillar-177.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Alzheimer</title>
		<link>http://www.biyoweb.net/blog/alzheimer-176.html</link>
		<comments>http://www.biyoweb.net/blog/alzheimer-176.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Apr 2008 13:58:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>wizox</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilgiler]]></category>

		<category><![CDATA[Alzheimer]]></category>

		<category><![CDATA[Alzheimer Hastalığı]]></category>

		<category><![CDATA[Bunama]]></category>

		<category><![CDATA[Hafıza]]></category>

		<category><![CDATA[Hafıza kaybı]]></category>
<category>Alzheimer</category><category>Alzheimer Hastalığı</category><category>Bunama</category><category>Hafıza kaybı</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyoweb.net/blog/?p=176</guid>
		<description><![CDATA[
Alzheimer hastalığı, günlük yaşamsal aktivitelerde azalma ve bilişsel yeteneklerde bozulma ile karakterize, nöropsikiyatrik semptomların ve davranış değişikliklerinin eşlik ettiği nörodejenaratif bir hastalıktır.En sık görülen tipi demanstır.
Çok dikkat çekici, erken semptomlardan biri hafıza kaybıdır. Bu hafıza kaybı, geçmiş hafızanın korunduğu, hastalığın ilerlemesi ile birlikte sıklıkla telaffuz edilmeye başlanan küçük unutkanlıkların başlaması şeklindedir. Bozukluğun ilerlemesi ile bilişsel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://yenisafak.com.tr/resim/site/zunu65a98a3565a76696by.jpg" alt="" width="258" height="202" /></p>
<p><strong>Alzheimer hastalığı</strong>, günlük yaşamsal aktivitelerde azalma ve bilişsel yeteneklerde bozulma ile karakterize, <a class="new" title="Nöropsikiyatri (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=N%C3%B6ropsikiyatri&amp;action=edit&amp;redlink=1">nöropsikiyatrik</a> <a class="new" title="Semptom (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Semptom&amp;action=edit&amp;redlink=1">semptomların</a> ve davranış değişikliklerinin eşlik ettiği <a class="new" title="Nörodejenaratif (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=N%C3%B6rodejenaratif&amp;action=edit&amp;redlink=1">nörodejenaratif</a> bir hastalıktır.En sık görülen tipi <a title="Demans" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Demans">demanstır</a>.</p>
<p>Çok dikkat çekici, erken semptomlardan biri <a class="mw-redirect" title="Hafıza" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Haf%C4%B1za">hafıza</a> kaybıdır. Bu hafıza kaybı, geçmiş hafızanın korunduğu, hastalığın ilerlemesi ile birlikte sıklıkla telaffuz edilmeye başlanan küçük unutkanlıkların başlaması şeklindedir. Bozukluğun ilerlemesi ile bilişsel (kognitif) yeteneklerdeki kayıp, <a class="new" title="Frontal (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Frontal&amp;action=edit&amp;redlink=1">frontal</a> ve <a class="new" title="Temporal lob (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Temporal_lob&amp;action=edit&amp;redlink=1">temporal lob</a> işlevleri ile ilişkili, dil alanlarında (<a title="Afazi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Afazi">afazi</a>), beceri gerektiren hareketlerde (<a class="new" title="Apraksi (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Apraksi&amp;action=edit&amp;redlink=1">apraksi</a>) ve tanıma fonksiyonlarında bozulmaya doğru uzanım göstermeye başlar. Altta yatan patolojik sürecin yansıması olarak <a class="new" title="Limbik sistem (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Limbik_sistem&amp;action=edit&amp;redlink=1">limbik sistem</a> ile frontal ve temporal loblar arasındaki bağlantılarda kopmalar olur. Patolojik süreç temporoparietal korteksin yoğun bir şekilde tutulduğu fakat frontal lobuda etkileyen <a class="new" title="Amiloid (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Amiloid&amp;action=edit&amp;redlink=1">amiloid</a> plak ve <a class="new" title="Nörofibriler yumak (henüz yazılmamış)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=N%C3%B6rofibriler_yumak&amp;action=edit&amp;redlink=1">nörofibriler yumaklarla</a> karakterize inflamatuvar cevabın birlikteliğinde <a class="mw-redirect" title="Nöron" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%B6ron">nöron</a> kaybı ve atrofisini içerir.<span id="more-176"></span></p>
<p>Hastalığın kesin nedeni bilinmemektedir. Genetik faktörler suçlanmaktadır. Erken başlangıçlı alzheimer hastaları ve az sayıdaki ailesel vakalarda üç farklı gende dominant mutasyon tespit edilmiştir. Daha sık görülen geç başlangıçlı alzheimer hastalarında <a class="mw-redirect" title="ApoE" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ApoE">ApoE</a>&#8216;nin duyarlılık genlerinden biri olduğu doğrulanmıştır. Bu hastalığı <a title="Alois Alzheimer" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Alois_Alzheimer">Alois Alzheimer</a> bulmuştur. Alzheimer&#8217;a yakalanmamak için antioksidan içeren 3 meyveyi her gün yemek gerek</p>
<p>İngiltere&#8217;de yapılan bir araştırma, antioksidan içeren meyvelerden; elma, muz ve portakal&#8217;ın alzheimer ve parkinson gibi beyin fonksiyonlarını etkileyen ya da yavaşlatan hastalıkları önlediğini ortaya çıkarttı. Çalışmayı yapan Profesör Chang Lee, Batı’da ünlü olan bu 3 meyveyle yapılan günlük dietin stres altındaki bünyelerde sinirleri kontrol edip ve düzenlediğini ifade etti. Alzheimer hastalığının aşırı<span style="color: #ff0000;"> stres</span> sonucu ortaya çıktığı biliniyor.</p>
<p><strong>Alzheimer Derneği</strong> ve &#8220;Alzheimer Vakfı&#8221;, birbirleriyle koordineli çalışan iki <a class="mw-redirect" title="Sivil Toplum Kuruluşu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sivil_Toplum_Kurulu%C5%9Fu">Sivil Toplum Kuruluşu</a>&#8216;dur.</p>
<div class="thumb tleft">
<div class="thumbinner" style="width: 119px;"><a class="image" title="Alzheimer Derneği'nin logosu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Alzder.JPG"><img class="thumbimage" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/5/5b/Alzder.JPG" border="0" alt="Alzheimer Derneği'nin logosu" width="117" height="72" /></a></p>
<div class="thumbcaption">
<div class="magnify"><a class="internal" title="Büyüt" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Alzder.JPG"><br />
</a></div>
</div>
</div>
</div>
<p>Alzheimer Derneği ve Vakfı, İstanbul&#8217;da yerleşik olup, ulusal ve uluslararası alanda etkinlik göstermektedir. Vakıf, Alzheimer Derneği tarafından kurulmuş, <a title="Alzheimer" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Alzheimer">Alzheimer</a> hastalığıyla mücadele amacını gütmektedir.</p>
<p>Alzheimer Vakfı&#8217;nca kurulan <a class="external text" title="http://www.alzvakfihuzurevi.com/" rel="nofollow" href="http://www.alzvakfihuzurevi.com/">Alzheimer Huzurevi</a> başta olmak üzere, oldukça önemli ve yararlı etkinliklerde bulunan Alzheimer Derneği, çeşitli illerde şubeler açarak, bu şubelerin de katkılarıyla <a class="mw-redirect" title="Bunama" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bunama">bunama</a> (<a title="Demans" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Demans">Demans</a>) çeşitli yayınlar, ücretsiz telefon bilgi hattı, web sitesi, eğitici toplantı ve sempozyum ve seminerler düzenlenmektedir. Ayrıca dernek, Uluslararası Alzheimer Federasyonu (ADI; Alzheimer Disease International) ve Avrupa Alzheimer Federasyonu (AE; Alzheimer Europe) ile organik bağ içinde çalışmalar yapmakta olup, tüm etkinliklerini kitap, broşür ve dergiler gibi çeşitli yayınlarla desteklemektir.</p>
<blockquote><p><span class="textBodyBlack">ABD’de bir ilaç firması, Alzheimer ve Parkinson’u hastalık ortaya çıkmadan yaklaşık 6 yıl önce tespit edebilen bir test geliştirdiklerini açıkladı. Sözkonusu test, kandaki beyin rahatsızlıklarının riskini artıran bazı proteinlerin izlerini araştırıyor ve yüzde 90 doğruluk payıyla sonuç veriyor.</span></p></blockquote>
<blockquote><p>Bilimadamları hafıza kaybı araştırmalarında büyük bir ilerleme sağladı. 50 yaşındaki 190 kiloluk obez bir hasta üzerinde yaptıkları araştırmada kazara bir buluş yapan bilimadamları hafızanın nasıl geriye dönüş yaptığını saptadı.</p>
<p>Kanadalı bilimadamları obez bir hastanın beyin fonksiyonlarına müdahale ederek iştahını kapatmak isterken başka bir buluşa imza attı. Kanada&#8217;nın Ontario bölgesindeki Batı Toronto Hastanesi&#8217;nde çalışan araştırma görevlilerinin imza attığı buluş 3 hastada denendi ve aynı sonuca ulaşıldı. Yapılan deneylerde hastaların beyinlerinde bazı bölgelerin uyarıldığı ve rahatlıkla 30 yıl öncesine bile gidilebildiği görüldü. Hastanın uygulanan yüksek teknoloji sayesinde beklenmedik şekilde dejavu deneyimini yaşaması, hafızanın geriye dönüş yapabileceğini gösterdi.</p>
<p><strong>30 YIL ÖNCESİNE DÖNÜŞ</strong></p>
<p>Yapılan deneyler sonucu geliştirilecek olan araştırmaların hafıza kayıplarının tedavisinde kullanılabilmesi amaçlanıyor. Hatıraların 30 yıl öncesine dönebilmesinin, elektrik akımıyla birlikte beynin bazı bölgelerinin uyanması sonucu oluştuğu tahmin ediliyor. Bu tekniğin öncelikle Alzheimer hastalarının tedavisinin de kullanılması düşünülüyor. Eğer bu teknikle başarı elde edilirse İngiltere&#8217;de beyin tedavisi gören 450.000 hasta yeni yöntemden yararlanabilecek. 190 kiloluk obez adamın iyileşmesi için yapılan tedavide başarısız olmalarına rağmen, bu sayede beyin alanında önemli bir tekniğin bulunduğunu belirten Profesör Andres Lozano, parkinson hastalarının da &#8216;dejavu terapileriyle&#8217; depresyondan çıkabileceklerini ifade etti.</p></blockquote>
<p class="akst_link"><a href="http://www.biyoweb.net/blog/?p=176&amp;akst_action=share-this"  title="Bu yazıyı arkadaşınızla paylaşın, del.icio.us gibi sosyal imleme sitelerine ekleyin." id="akst_link_176" class="akst_share_link" rel="nofollow">Bu Yazıyı Paylaşın</a>
</p><br /><strong>Etiketler:</strong> <a href="http://www.biyoweb.net/blog/category/bilgiler" title="Browse for Bilgiler" rel="tag">Bilgiler</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Alzheimer/" title="Browse for Alzheimer" rel="tag">Alzheimer</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Alzheimer-Hastal%C4%B1%C4%9F%C4%B1/" title="Browse for Alzheimer Hastalığı" rel="tag">Alzheimer Hastalığı</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Bunama/" title="Browse for Bunama" rel="tag">Bunama</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Haf%C4%B1za-kayb%C4%B1/" title="Browse for Hafıza kaybı" rel="tag">Hafıza kaybı</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyoweb.net/blog/alzheimer-176.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>BESLENME VE KANSER</title>
		<link>http://www.biyoweb.net/blog/beslenme-ve-kanser-175.html</link>
		<comments>http://www.biyoweb.net/blog/beslenme-ve-kanser-175.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Apr 2008 11:15:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>wizox</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilgiler]]></category>

		<category><![CDATA[anti-kanser]]></category>

		<category><![CDATA[Antioksidan]]></category>

		<category><![CDATA[beslenme]]></category>

		<category><![CDATA[Kanser]]></category>

		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Tümör]]></category>
<category>anti kanser</category><category>Antioksidan</category><category>Kanser</category><category>sağlıklı beslenme</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyoweb.net/blog/?p=175</guid>
		<description><![CDATA[
KANSER : Kontrolsüz hücre çoğalması sonucu bir veya daha fazla organın normal fonksiyonlarında bozulma
 TÜMÖR : Dokunun belli bölgelerinde hücrelerin yoğunlaşması, birikimidir . Tümörler malin veya selim olabilir. Selim tümörler genelde yavaş büyür, malin tümörler ise hızlı büyür ve ikincil tümörler ile diğer organlara metastaz olarak bilinen eğilimi göstererek yayılır.
Vücudumuzda kanser ve kalp gibi hastalıklar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.gata.edu.tr/dahilibilimler/onkoloji/TSK%20DERG%DDS%DD%20BESLENME%20VE%20KANSER(2)_dosyalar/image002.jpg" alt="fasgh" width="178" height="183" /><img src="http://img115.imageshack.us/img115/8929/kanserhucresib2ox.jpg" alt="" width="213" height="175" /><br />
<span style="color: #ff0000;">KANSER </span>: Kontrolsüz hücre çoğalması sonucu bir veya daha fazla organın normal fonksiyonlarında bozulma<br />
<span style="color: #ff0000;"> TÜMÖR </span>: Dokunun belli bölgelerinde hücrelerin yoğunlaşması, birikimidir . Tümörler malin veya selim olabilir. Selim tümörler genelde yavaş büyür, malin tümörler ise hızlı büyür ve ikincil tümörler ile diğer organlara metastaz olarak bilinen eğilimi göstererek yayılır.<span id="more-175"></span></p>
<p>Vücudumuzda kanser ve kalp gibi hastalıklar için bir savaş veriyoruz. Kontrol edilmesi gereken düşmanlardan biri de serbest radikaller. Serbest radikaller somatik hücrelere ve bağışıklık sistemine saldıran moleküllerdir.</p>
<p>Antioksidanlar da bu serbest radikallerin etkilerini nötralize eden, kanser, kalp hastalıkları ve erken yaşlanmaya neden olacabilecek zincir reaksiyonlarını engelleyen moleküllerdir. Oksidasyona neden olan serbest radikaller temel olarak oksijen kaynaklı metabolitler, (süperoksit anyonları O2-, hidrojen peroksit H2O2, hidroksil radikali OH0) hipoklorik asit, kloraminmler, azot dioksit, ozon ve lipit peroksitlerdir. Bunlar organizmalar tarafından hücre içinde mitokandriyal solunum zincirinde, ya da hücre dışında, özellikle de fagositler tarafından oluşturulur.</p>
<p>Serbest radikal oluşumuna sigara, hebisit ve pestisitler, çözücüler, petrokimya ürünleri, ilaçlar, güneş ışınları, X-ışınları, hatta yiyeceklerde bulunana bazı bileşikler neden our. Hatta ve hatta egzesizler de oksijen kullanımındaki artışla beraber serbest radikal oluşumuna neden olur.</p>
<p>Etmenler: Beslenme, şişmanlık,Genetik,Çevresel faktörler,Fiziksel aktivite<br />
Beslenme tüm kanserlerin yaklaşık 3 de birinde faktör olarak saptanmıştır. Beslenme aynı zamanda koruyucu etki gösteren pek çok bileşiği de içermektedir.</p>
<p><img src="http://www.mylifediyet.com/gfx/thumb/3148774.jpg" alt="" width="161" height="181" /></p>
<p><strong>SONUÇ OLARAK</strong><br />
Günlük enerjinizi kontrol edin ( ideal kilonuzu koruyun ).<br />
Yağ tüketimini azaltın.<br />
Özellikle narenciye gibi meyveleri , karotence zengin sebzeleri, karnabahargil familyasındaki sebzeleri ve rafine edilmemiş tahıl tanelerini ve ürünlerini tüketin.<br />
Kürlenmiş, tuzlanmış, salamura edilmiş, tütsülenmiş, kömür odun ateşinde pişirilmiş, kızartılmış gıdalardan kaçının.<br />
Alkol tüketimini azaltın.<br />
Toksik bileşiklerin atımını kolaylaştırmak için diyet lifi kaynaklarına önem verin ve su için.</p>
<p><a href="http://groups.google.com.tr/group/biyoweb/web/Beslenme+ve+Kanser.ppsx">Bu konunun tamımını okumak için slaytı indiriniz..</a></p>
<p><a href="http://www.mylifediyet.com/default.asp?Lang=Tr">Sağlıklı beslenme yolları hakkında-tıklayın</a></p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.biyoweb.net/blog/?p=175&amp;akst_action=share-this"  title="Bu yazıyı arkadaşınızla paylaşın, del.icio.us gibi sosyal imleme sitelerine ekleyin." id="akst_link_175" class="akst_share_link" rel="nofollow">Bu Yazıyı Paylaşın</a>
</p><br /><strong>Etiketler:</strong> <a href="http://www.biyoweb.net/blog/category/bilgiler" title="Browse for Bilgiler" rel="tag">Bilgiler</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/anti-kanser/" title="Browse for anti kanser" rel="tag">anti kanser</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Antioksidan/" title="Browse for Antioksidan" rel="tag">Antioksidan</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Kanser/" title="Browse for Kanser" rel="tag">Kanser</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1-beslenme/" title="Browse for sağlıklı beslenme" rel="tag">sağlıklı beslenme</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyoweb.net/blog/beslenme-ve-kanser-175.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>3 Yeni Bitki Türü</title>
		<link>http://www.biyoweb.net/blog/3-yeni-bitki-turu-174.html</link>
		<comments>http://www.biyoweb.net/blog/3-yeni-bitki-turu-174.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2008 04:30:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>wizox</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Tanıtım]]></category>

		<category><![CDATA[Centaurea]]></category>

		<category><![CDATA[peygamber çiçeği]]></category>

		<category><![CDATA[Psephellus]]></category>

		<category><![CDATA[Scorzonera]]></category>

		<category><![CDATA[Yozgat]]></category>
<category>Centaurea</category><category>Peygamber Çiçeği</category><category>Psephellus</category><category>Scorzonera</category><category>Yeni Bitki Türü</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyoweb.net/blog/?p=174</guid>
		<description><![CDATA[Bozok Üniversitesi (BÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü araştırmacıları, Yozgat&#8217;a özgü 3 ayrı bitki türü keşfetti.
 
Psephellus
BÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ergin Hamzaoğlu, Aydıncık ve Yerköy ilçesinde, sadece bu bölgelerde yetişebilen 3 ayrı bitki türünü keşfettiklerini söyledi. Hamzaoğlu, &#8221;Sadece Kazankaya Kanyonunda yetişebilen 2 ayrı bitki türünü daha önce keşfedip, isimlendirdik. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bozok Üniversitesi (BÜ) Fen <span id="adsclickad"><span id="adsclickad" class="adsmartlinkR4645R" onclick="adsClickActionR4645R('click', 'Edebiyat', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR4645R('over', 'Edebiyat', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR4645R('out', 'Edebiyat', event, this);return true;">Edebiyat</span></span> Fakültesi Biyoloji Bölümü araştırmacıları, Yozgat&#8217;a özgü 3 ayrı bitki türü keşfetti.</strong></p>
<p><img src="http://www.parasiticplants.siu.edu/Scrophulariaceae/images/Diphelypaea_coccinea.jpg" alt="" width="258" height="378" /> <strong></strong></p>
<p><strong>Psephellus</strong></p>
<p>BÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi <a href="http://fef.bozok.edu.tr/biyolojiweb/hamzaoglu.htm" target="_blank"><strong>Prof. Dr. Ergin Hamzaoğlu</strong></a>, Aydıncık ve Yerköy ilçesinde, sadece bu bölgelerde yetişebilen 3 ayrı bitki türünü keşfettiklerini söyledi. Hamzaoğlu, &#8221;Sadece Kazankaya Kanyonunda yetişebilen 2 ayrı bitki türünü daha önce keşfedip, isimlendirdik. Şimdi Karanlıdere&#8217;de yetişen bir bitki türü üzerinde çalışıyoruz&#8221; dedi.<span id="more-174"></span></p>
<p>Prof. Dr. Hamzaoğlu, Kazankaya Kanyonu&#8217;nda keşfettikleri bitkilerden birisinin halk arasında &#8221;<span style="color: #ff0000;">yemlik</span>&#8221; olarak, diğerinin ise &#8221;<span style="color: #ff0000;">peygamber çiçeği</span>&#8221; veya &#8221;<span style="color: #ff0000;">gökbaş</span>&#8221; olarak adlandırılan çiçeklerin birer çeşidi olduğunu ifade etti. Yerköy-Şefaatli arasındaki Karanlıkdere bölgesinde keşfettikleri yeni bitki türü üzerindeki çalışmalarının ise devam ettiğini bildirdi. Hamzaoğlu, dünyada başka türleri bulunmasına karşılık, bitkinin bölgeye özgü özellikler taşıdığını, bilimsel araştırma ile bu özellikleri ortaya çıkartıp, isimlendirdiklerini, daha sonra da uluslararası geçerliliği olan bir dergide yayınladıklarını anlattı.</p>
<p><strong>Scorzonera</strong></p>
<p><img src="http://www.opsu.edu/UnivSchools/ScienceMathNurs/PlantsGrassh/plants/pasturebig/scorzoneratown6_10_30.jpg" alt="" width="322" height="269" /></p>
<blockquote><p>Prof. Dr. Ergin Hamzaoğlu, şöyle konuştu: &#8221;Aydıncık ilçesi Kazankaya Kanyonu&#8217;nda keşfettiğimiz bitki türleri daha önce uluslararası dergide yayınlandı. Halk arasında &#8216;yemlik&#8217; olarak bilinen bitkinin bir çeşidi. O bitkinin Türkiye&#8217;de 30&#8242;dan fazla çeşidi var, onlardan birisi de sadece kanyonda yaşıyor. Aynı bölgede keşfedilen diğer bitki ise halk arasında &#8216;peygamber çiçeği&#8217; veya &#8216;gökbaş&#8217; olarak bilinen bitkinin kaya çatlaklarında yaşayan bir çeşidi. Bu bitkiyi de aynı dönemde yayınladık. Bu iki bitki de sadece Kazankaya Kanyonu&#8217;nda kayalar arasında yaşayan bitkilerdir.</p></blockquote>
<blockquote><p>Üzerinde çalıştığımız diğer bitki türü ise Yerköy-Şefaatli ilçeleri arasındaki Karanlıdere bölgesinde, demir yolunun geçtiği vadide yaşıyor. Bu bitkinin benzer türlerden farkları var. Yani &#8216;Yeni bir tür&#8217; diyoruz biz buna. Şu anda biz onu bilimsel olarak tanımlayacağız. Ona bir isim vereceğiz ve uluslararası geçerli olan bir dergide yayınlayacağız. Önce geçerlilik kazanmış olacak ve Yozgat&#8217;a has bir bitki olmuş olacak.</p></blockquote>
<blockquote><p>Biz böyle dar yayılışlı, dünyada sadece bir yerde yaşayan bitkilere endemik bitkiler diyoruz, has bitki de diyebiliriz. Bu Yozgat&#8217;a has bir bitki, diğer Kazankaya&#8217;da yaşayan bitki gibi bu da sadece dünyada Yozgat&#8217;ta yaşayan bir bitki. Bu üç bitkinin yeni keşfedilmesi bakımından ve Yozgat&#8217;ta yaşıyor olması bakımından önemli.&#8221;</p></blockquote>
<p>Prof. Dr. Ergin Hamzaoğlu, Kazankaya Kanyonu&#8217;nda keşfedilen &#8221;<span style="color: #ff0000;">Psephellus</span>&#8221; bitkisinin Yozgat&#8217;a özgü türüne &#8221;<em><span style="color: #ff0000;">A.Duran&amp;Namzaoğlu</span></em>&#8221;, &#8221;<span style="color: #ff0000;">Scorzonera</span>&#8221; bitkisinin Yozgat&#8217;a has türüne de &#8221;<em><span style="color: #ff0000;">Ekimii A.Dura</span></em>&#8221; adını vererek, bilim dünyasına tanıtıldığını da sözlerine ekledi.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.biyoweb.net/blog/?p=174&amp;akst_action=share-this"  title="Bu yazıyı arkadaşınızla paylaşın, del.icio.us gibi sosyal imleme sitelerine ekleyin." id="akst_link_174" class="akst_share_link" rel="nofollow">Bu Yazıyı Paylaşın</a>
</p><br /><strong>Etiketler:</strong> <a href="http://www.biyoweb.net/blog/category/tanitim" title="Browse for Tanıtım" rel="tag">Tanıtım</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Centaurea/" title="Browse for Centaurea" rel="tag">Centaurea</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Peygamber-%C3%87i%C3%A7e%C4%9Fi/" title="Browse for Peygamber Çiçeği" rel="tag">Peygamber Çiçeği</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Psephellus/" title="Browse for Psephellus" rel="tag">Psephellus</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Scorzonera/" title="Browse for Scorzonera" rel="tag">Scorzonera</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Yeni-Bitki-T%C3%BCr%C3%BC/" title="Browse for Yeni Bitki Türü" rel="tag">Yeni Bitki Türü</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyoweb.net/blog/3-yeni-bitki-turu-174.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Fok Katliyamı</title>
		<link>http://www.biyoweb.net/blog/fok-katliyami-173.html</link>
		<comments>http://www.biyoweb.net/blog/fok-katliyami-173.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Apr 2008 14:31:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>wizox</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Görsel Anlatım]]></category>

		<category><![CDATA[çevre]]></category>

		<category><![CDATA[fok]]></category>

		<category><![CDATA[Fok avı]]></category>

		<category><![CDATA[Fok katliamı]]></category>

		<category><![CDATA[Green Peace]]></category>

		<category><![CDATA[greenpeace]]></category>

		<category><![CDATA[Kanada]]></category>

		<category><![CDATA[Leopar foku]]></category>
<category>Fok</category><category>Fok Katliamı</category><category>Green Peace</category><category>Kanada</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyoweb.net/blog/?p=173</guid>
		<description><![CDATA[
Kanada&#8217;nın St. Lawrence Körfezi&#8217;nde 28 Mart&#8217;ta başlayan fok avı, protestocu grupların av bölgesine sızmalarıyla birlikte &#8216;deniz savaşına&#8216; dönüştü.
Bölgede protestolarına devam eden gruplardan &#8220;Deniz Muhafızları&#8221;, ABD&#8217;den kiraladıkları bir buz kırıcı gemiyle av bölgesine sızmayı başardı.
Gemilerinin Kanada Sahil Güvenlik Kuvvetleri tarafından taciz edildiğini açıklayan grubun sözcüsü Paul Watson, sahil güvenlik birliklerine ait buz kırıcı iki geminin iki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="400" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/K7Be0TMsU74" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="400" src="http://www.youtube.com/v/K7Be0TMsU74"></embed></object></p>
<p><span style="color: #000000;">Kanada&#8217;nın St. Lawrence Körfezi&#8217;nde 28 Mart&#8217;ta başlayan fok avı, protestocu grupların av bölgesine sızmalarıyla birlikte &#8216;<span style="color: #ff0000;">deniz savaşına</span>&#8216; dönüştü.</span><span id="more-173"></span></p>
<p>Bölgede protestolarına devam eden gruplardan &#8220;Deniz Muhafızları&#8221;, ABD&#8217;den kiraladıkları bir buz kırıcı gemiyle av bölgesine sızmayı başardı.</p>
<p>Gemilerinin Kanada Sahil Güvenlik Kuvvetleri tarafından taciz edildiğini açıklayan grubun sözcüsü Paul Watson, sahil güvenlik birliklerine ait buz kırıcı iki geminin iki defa gemilerine çarpma girişiminde bulunduğunu ve gemilerinin ciddi biçimde yara aldığını açıkladı.</p>
<p>Kanada Balıkçılık ve Okyanuslar Bakanlığı sözcüsü Phill Jenkins, konuyla ilgili açıklamasında, olayı yalanladı ve &#8220;Bu tamamen asılsız ve karalamaya dönük bir açıklamadır&#8221; dedi.<br />
&#8220;Deniz Muhafızları&#8221; grubu, bölgede 4 gündür devam eden fok avıyla ilgili görüntü alabilen ilk grup oldu. Kanada, avlanma şeklinin son derece kanlı ve vahşice olması sebebiyle bölgeye basın mensuplarının girmesine izin vermemişti.<br />
Öte yandan, bölgede avlanan gemilerden birinin önceki gün alabora olması üzerine ölen 3 avcıyı arayan güvenlik güçleri, henüz bir sonuç alamadı.<br />
Balıkçılık ve Okyanuslar Bakanlığı sözcüsü Phill Jenkins, kaybolan avcıların hayatlarından ümit kestiklerini ve sadece cesetlerine ulaşmaya çalıştıklarını açıkladı.</p>
<p>DenizHaber</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.biyoweb.net/blog/?p=173&amp;akst_action=share-this"  title="Bu yazıyı arkadaşınızla paylaşın, del.icio.us gibi sosyal imleme sitelerine ekleyin." id="akst_link_173" class="akst_share_link" rel="nofollow">Bu Yazıyı Paylaşın</a>
</p><br /><strong>Etiketler:</strong> <a href="http://www.biyoweb.net/blog/category/gorsel-anlatim" title="Browse for Görsel Anlatım" rel="tag">Görsel Anlatım</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Fok/" title="Browse for Fok" rel="tag">Fok</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Fok-Katliam%C4%B1/" title="Browse for Fok Katliamı" rel="tag">Fok Katliamı</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Green-Peace/" title="Browse for Green Peace" rel="tag">Green Peace</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Kanada/" title="Browse for Kanada" rel="tag">Kanada</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyoweb.net/blog/fok-katliyami-173.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>AIDS</title>
		<link>http://www.biyoweb.net/blog/aids-172.html</link>
		<comments>http://www.biyoweb.net/blog/aids-172.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Apr 2008 15:35:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>wizox</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bilgiler]]></category>

		<category><![CDATA[AIDS]]></category>

		<category><![CDATA[DNA]]></category>

		<category><![CDATA[HIV]]></category>

		<category><![CDATA[lenfosit]]></category>

		<category><![CDATA[RNA]]></category>

		<category><![CDATA[viral]]></category>

		<category><![CDATA[virüs]]></category>
<category>AIDS</category><category>Cinsel Yolla</category><category>DNA</category><category>HIV</category><category>Kan</category><category>lenfosit</category><category>RNA</category><category>Viral</category><category>virüs</category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.biyoweb.net/blog/?p=172</guid>
		<description><![CDATA[
 Hastalığın ortaya çıkmasında dünya bilim topluluğunun ocak 1983’te hastalığa yol açan LAV virüsünün (sonradan bu virüsün adı HİV olarak değiştirildi) bulunduğunu onaylamasına kadar dört yıl geçmiştir. İlk AİDS vakalarının ortaya çıkmasından yirmi yıl sonra, tıbbın salgın karşısındaki tavrı, hastayı ön plana alan köklü bir değişim geçirmiştir. Bugün mucize bir ilacın hâlâ bulunmamış olması, hastalığın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.alertnet.org/thefacts/imagerepository/AIDS_2004_graphic.jpg" alt="asdgsef" /></p>
<p><span style="color: #800000;"> Hastalığın ortaya çıkmasında dünya bilim topluluğunun ocak 1983’te hastalığa yol açan LAV virüsünün (sonradan bu virüsün adı HİV olarak değiştirildi) bulunduğunu onaylamasına kadar dört yıl geçmiştir. İlk AİDS vakalarının ortaya çıkmasından yirmi yıl sonra, tıbbın salgın karşısındaki tavrı, hastayı ön plana alan köklü bir değişim geçirmiştir. Bugün mucize bir ilacın hâlâ bulunmamış olması, hastalığın yayılmasını engelleme çabalarının koruyucu önlemlerde yoğunlaşmasına neden olmaktadır.</span><span id="more-172"></span></p>
<p>İlk AİDS vakaları 1979’da ABD’de Kaliforniya’da ve New York’ta kaydedildi: hastalar hep eşcinseller ve gençlerdi. Bu ilk gözlem, hastalığın toplumsal algılanması üzerinde çok tehlikeli ve ağır bir etki yarattı. Ama çok geçmeden hastalık eşcinsel olmayanlarda da bulundu, ama bu defa da eroinmanlar, hemofili hastaları ve kan nakli yapılanlar çoğunluktaydı. Derken Haiti’de, sonra Afrika’nın ekvator yörelerinde de hastalığa rastlanıldı.<br />
1981’de hastalık, AİDS harflerinden oluşan bir simgeyle adlandırıldı (İng. Acquired Immune Deficiency Syndrome; Edinsel bağışıklık yetersizliği sendromu). 1984’te uluslararası bilim alemi, hastalık sebebinin o zamana kadar bilinmeyen bir virüs olduğunu kabul etti. Amerikalı Prof. Gallo’nun ekibi HTLV 3 adını verdi; oysa aynı virüsü bir yıl önce Paris’teki Pasteur Entitüsü’nden Prof. Montagnier’in ekibi de bulmuş ve bu virüse LAV virüsü adını vermiştir.<br />
Tartışmayı tatlıya bağlamak için virüse yeni bir ad verildi ve HİV (Human Immunodeficiency Virus; İnsandaki bağışıklık yetersizliği virüsü) denildi. 1986’da ikinci virüs (HİV 2) bulununca, ilk bulunana HİV 1 denildi. Bu ikinci sıfatı Batı Afrika kökenli hastalarda bulunmuştu, birincisi kadar bulaşıcı değildi ve bu nedenlede dinya çapında yaygınlaşmamıştır.<br />
Virüsün keşfi, bulaşmadan birkaç hafta sonra virüslü insanlarında kanında ortaya çıkan HİV karşıtı antikorların araştırlıması için bir tekniğin gelişitirilmesini sağladı. Virüsü taşıyanlar HİV için seropozitiftir. Test, hastalık bilinmeden çok önce seropozitifliği ortaya çıkabilmektedir.<br />
<span style="color: #800000;"> Türkiyede Yıllara göre hasta sayısı</span><br />
<img src="http://www.ntvmsnbc.com/news/254051.gif" alt="sdfg" width="408" height="405" /></p>
<p><strong>Virolojik görünüş</strong></p>
<p>HİV retrovirüs gurubundan çok küçük bir virüstür; başlıca özelliği genetik şifresinin RNA’lı olması oysa bütün canlıların hücrelerinde ve öteki virüsler DNA’lıdır- ve tersindirici transkriptaz denen bir enzim taşımasıdır; bu enzim, virüsün RNA’sını virüslü hücrenin içinde DNA’ya çevirebilmektedir: Virüs genomunun hücre kromozomlarındai DNA’yla bütünleşmesi için bu aşama kaçınılmaz bir evredir.</p>
<p><img src="http://www.intmath.com/Differential-equations/HTML/AIDS__1.jpg" alt="32rdf" /><br />
HİV’in içindeki RNA molekülü, onu saran protein ve protein yapısında bir kılıfla örtülüdür; bu lipit ve protein karışımı kılıf, virüsün hedef hücreye tutunlmasını sağladığı gibi RNA’nın ve tersindirici transkriptazın da hücrelere girmesini sağlar. Bundan dolayı tedavi edici bir aşının bulunabilmesi için bu proteinlerin inceden inceye bilinmesi şarttır. Ama sık sık meydana gelen mutasyonlara bağlı olarak virüsün yapısındaki bazı kısımların çok değişken olması, aşı yapımı bakımından çok karışık sorular yaratmaktadır.<br />
Virüsün RNA’sı birçok genden oluşur: bunların bazıları iç proteinlerini şifrelemeye (Gag genleri), bir kısmın virüsü eşlenip çoğalması için gerekli enzimleri kodlamaya (Pol genleri) , bir diğer kısmı da dış proteinlerini şifrelemeye yarar (ENR genleri) . Nef ve tat genleri gibi bazı genler özellikle incelenmiştir. Nef geni, virüslü hücrelerin CD4 alıcılılarını yok edebilecek bir proteinin sentezlenmesini sağlar ve hastalığın ilerlemesinde önemli rol oynar; tat geniyse virüs parçacıklarının sentezlenmesini hızlandırır. Memelilerin birçok türünde retrovirüs cinsinden virüs enfeksiyonları olabilir (sığır lökozu, kedi «AİDS» i, vb) ; buna karşılık hayvanl virüsleri insanlar için tehlikeli olmasına rağmen, HİV virüsü hayvanlarda hiçbir hastalığa neden olmamaktadır.<br />
HIV özellikle savunma hücrelerine, yüzeydeki CD4 denen alıcı moleküllerin üzerine yapışır. Bunlar vücudun çeşitli yerlerinde bulunan savunma hücreleridir: en başta bazı akvuyuvarlar (CD4+ veya T4 renfositleri, monositleri veya makrofajlar) ve bunlardan başka karaciğer, dalakta, lenf düğümlerinde, beyinde (glia hücreleri) , deri ve mukozada bulunan savunma hücreleri (langerhans hücreleri) .<br />
Virüs, hücreye yerleştiğinde onun genomu hücrenin kromozomlarıyla birleşip bütünleşir. Bu taktirde iki olasılık söz konusudur: ya HİV eyleme geçmez, virüslü hücre çalışmaya devam eder; ya da virüs eyleme geçer ve hücrenin içinde çoğalır, bunlar da gidip başka savunma hücrelerine yayılırlar her iki durumda da cinsel salgılarda  ve kanda virüs bulunur, dolayısıyla başka insanlara bulaşabilir: HİV, organizmanın dışında fiziksel ve kimyasal etkilerden zarar görür: 56°C’nin üstünde ısıyla, alkolle, çamaşır suyuyla ve deterjanların çoğuyla tahrip olur: buna karşılık soğuğa ve mor ötesi ışınlara dayanıklıdır.</p>
<p><img src="http://www.teenaids.org/Portals/0/Images/whatIsAIDS-pic3.gif" alt="gdsfds" width="328" height="328" /></p>
<p><strong>HİV enfeksiyonunun fizyopatolojisi</strong></p>
<p>HİV’in AİDS’e yol açan mekanizmaları henüz iyi bilinmemektedir. Kandaki CD4+ lenfositlerinin sayısının gittikçe azaldığı görülmektedir ve hastalığın ilerlemekte olduğunun en iyi göstergesi de halen budur (bu yüzden seropozitif olanlarda bu hücrenin miktarı düzenli olarak gözlenir) . Demek ki bu hücrelerin yalnız küçük bir miktarı virüse yakalanmaktadır. CD4+ lenfositlerinin ölümünü açıklamak için öne sürülen varsayımlardan biri, apoptoz kavramına dayanır; hücrenin davranışı programlı bir intihardır, program HİV enfeksiyonu yaratır: sonbaharda ağçların yapraklarını kaybetmesi gibi organizma da kendi hücrelerini tahrip süreçleri yaratır, bu süreçler HİV’in katkısı ile bozulup etkinleştirilebilir.<br />
Retrovirüs enfeksiyonu sırasında virüs miktarı, virüs saldırısı kanda,özellikle lenf gangliyonlarında gittikçe artar. Henüz inceleme aşamasında olan virüs saldırısı ölçme teknikleri, virüs ilaçlarının etkisini hızla değerlendirme imkanı sağlayacaktır.</p>
<p><strong>Bulaşma Yolları</strong></p>
<p>Günlük çalışmalara esnasında HİV’in bulaşma tehlikesi yoktur. Daha önce virüs almış bir kişinin bulunduğu bir ailede yalnız onun eşine bulaşma tehlikesi vardır; alıncaka önlem temel sağlık kurallarına uymaktır. Göz yaşında ve tükrükte virüs bulunsa bile (virüs tutuklayıcı bir madde vardır) , miktarı tehlike yaratacak kadar çok azdır.  Ayrıca deri virüsü geçirmediğinden, bir ara kuşkulanılan sivrisinek ısırmasıyla HİV bulaşmaz.</p>
<p><strong>Kan Yolu:</strong> En kestirme yoldur. Bulaşma olaylarının büyük çoğunluğu virüslü kan nakli veya seropozitif vericilerden gelen organların nakli yüzündendir. Bu çeşit bulaşmaya bağlı riskler, kan veya organ verenlere sistemli olarak test uygulandığından bu yanı ortadan kalkmış gibidir.<br />
Yüzlerce veriden alınan kanların toplanıp, konsantre hale getirildikten sonra parça parça verildiği hemofili hastalarında bulaşma riski çok yüksektir (%50) . Bugün bu konsantre parçalar ısıtılarak verilmektedir, onun için tehlikesizdir.<br />
Taze kan bulaşığı olan inelerin kazayla hemşire veya doktorlara bulaşma riski binde üç dolayındadır. Kamuya açık yerlerde kazara ineyle bulaşma riski hemen hemen sıfırdır, çünkü açık havada virüs tahrip olur. Ama uyuşturucu kullananlarda aynı şırınganının kullanılması Avrupa’nın güneyinde ve ABD’de hastalığın başlıca yayılma etmenlerinden biridir.</p>
<p><strong> Cinsel Yol:</strong> Seropozitif biriyle cinsel ilişkide bulunmak mukozalar sağlam olsa bile risk taşır: cinsel yollardaki bir enfeksiyon veya mukozalardaki bir travma, riski arttırır. Dölyolundan girişte seropozitif bir erkekten seronegatif bir kadına AİDS bulaşma riski, seropozitif bir kadından seronegatif bir erkeğe geçme riskinden daha yüksektir. Kadında adet dönemi en bulaşıcı dönemdir. Ters ilişki riski üç kat arttırır.<br />
HİV taşıyan bulaştırdığı, zamanla değişkenlik gösterir, çünkü cinsel salgınlardaki virüs miktarı onun durumuna, yani uyur durumda olup olmamasına göre değişir. Bu demektir ki, bir virüs taşıyıcısı çok kısa bir zaman içerisinde ilişkide bulunduğu pek çok kişiye virüsü bulaştırabileceği gibi; tersine, eşlerden biri seropozitif olduğu halde ve aylarca, hatta yıllarca hiçbir koruyucu önlem almadan cinsel ilişkisini sürdürdüğü halde, eşine mikrop bulaştırmayabilir de. HİV, frengi veya hepatit B mikrobuna göre daha az bulaşıcıdır.<br />
İstatistiklere göre oral ilişkiler tam birleşmelerle karşılaştırıldığından çok az risk taşır. Öpüşmeyle hiçbir bulaşma olayına rastlanmamıştır; yani öpüşme bu bakımdan tehlikesiz görünmektedir.</p>
<p><strong> Gebelik ve emzirme:</strong> Seropozitif bir kadının virüsü çaocuğa bulaştırma riski %20 ile %50 arasındadır ve annede hastalık ileri bir evredeyse risk artar. Bulaşma, gebeliğin son iki üç aylık döneminde olabilir. Sezeryan riski azaltmaz. Doğum öncesi teşhis mümkün değildir. Emzirmek kesinlikle tavsiye edilmez.</p>
<p><strong>TEDAVİ</strong></p>
<p>Bugünkü gerilimi, enfeksiyonun ilerleme gücünün iyi değerlendirme imkanı vermektedir. Bazı insanlarda HİV bağışıklık sistemini iki veya 3 yıl içinde tam anlmıyla bozarak AİDS denen büyük enfeksiyonlara yol açmakta; sayıca çok olan bazı insalarda ise virüs, on yıl, hatta daha fazla, gizli veya uyur durumda kalmaktadır. Enfeksiyon sırasında değişik düzeyda oldukça etkili sonuç veren birçok tedavi yolu vardır: yani ilaçlarla tahrip edilebilen fırsatçı enfeksiyonları tedavi etmek doğrudan doğruya anti-HİV ilaçları geliştirmek (Bunlar virüsü tahrip etmez, ama organizmada çoğalmasını engeller). AZT (Zidovudin), DDİ, DDC bu ilaçlardan birkaçıdır. Bunların hepsi tersindirici transkriptaz tutuklayıcı ilaçlardır. Bu ilaçlarla önleyici tedavi yapılabilir: bağışıklık yetersizliğinin biyolojik belirtileri ortaya çıkar çıkmaz buna bağlanır; enfeksiyonların patlak verme olasılığını kestirmek için başlıca ölçüt T4 lenfositlerinin miktarıdır.<br />
Amaç, yalnız AİDS’i tedavi etmek değil aynı zamanda onun ortaya çıkmasını engellemek veya geçiktirmekdir. Seropozitifliği hedef alarak düzeltmeye çalışan bu yeni stratejiler, retrovirüs enfeksiyonun erken teşhisini teşvik etmekte çok haklıdırlar.<br />
Virüsteki antijen değişimleri, virüsün organizmada gizli kalma yeteneği ve hayvan modelinden yoksulluk gibi karmaşık nedenler, bir aşının bulunmasını güçleştirmektedir; ama çalışmalar hiç değilse belirleyici gelişmeleri tanımakta yararlı olmaktadır.</p>
<p class="akst_link"><a href="http://www.biyoweb.net/blog/?p=172&amp;akst_action=share-this"  title="Bu yazıyı arkadaşınızla paylaşın, del.icio.us gibi sosyal imleme sitelerine ekleyin." id="akst_link_172" class="akst_share_link" rel="nofollow">Bu Yazıyı Paylaşın</a>
</p><br /><strong>Etiketler:</strong> <a href="http://www.biyoweb.net/blog/category/bilgiler" title="Browse for Bilgiler" rel="tag">Bilgiler</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/AIDS/" title="Browse for AIDS" rel="tag">AIDS</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Cinsel-Yolla/" title="Browse for Cinsel Yolla" rel="tag">Cinsel Yolla</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/DNA/" title="Browse for DNA" rel="tag">DNA</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/HIV/" title="Browse for HIV" rel="tag">HIV</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Kan/" title="Browse for Kan" rel="tag">Kan</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/lenfosit/" title="Browse for lenfosit" rel="tag">lenfosit</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/RNA/" title="Browse for RNA" rel="tag">RNA</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/Viral/" title="Browse for Viral" rel="tag">Viral</a>, <a href="http://www.biyoweb.net/blog/tag/vir%C3%BCs/" title="Browse for virüs" rel="tag">virüs</a>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.biyoweb.net/blog/aids-172.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
